Geçtiğimiz günlerde yeni albümü "Cennet İlahileri"ni çıkartan İlhan İrem ile albümleri, hayat görüşü ve hissiyat hakkında konuştuk. İlhan İrem, her ne kadar uzun zamandır yeni çalışmalar yapmıyormuş gibi görünse de 14 yılda 14 albüm çıkarmış bir sanatçı. Bu 14 yıl boyunca kendi deyimiyle "bazı istisnalar dışında" televizyonlara, radyolara çıkmayan ve röportaj vermeyen İlhan İrem'e bu istisnalardan biri olarak yeni albümü "Cennet İlahileri" vesilesiyle merak ettiklerimizi sorduk.
Genellikle günü kurtarmaya yönelik hareketlerle ve popülerlik kaygısıyla işinizin olmaması sizinle ilgili ilk dikkat çekenler. Yozlaşmışlığa paye vermediğiniz için mi bunu seçtiniz yoksa başka sebepleri de var mı?
1973 yılında 17 yaşındaydım. Bestelerimi plak yapmayı kabul eden plak şirketinin sahibine, "Kapakları kendim hazırlayacağım" demiş, üzerinde benim fotoğrafım olmayan bir kompozisyonu göstermiştim. Antuan Şöriz, "Ama bu hiç ticari olmaz, insanlar seni görmek ister" demişti. "Olabilir" dedim, "Ama bestelerin sahibi benim ve böyle görmek istiyorum. Ayrıca şarkıların düzenlemeleri de benim istediğim şekilde olacak." Şöriz bana "Daha başlarken bu kadar dikbaşlı olmamın doğru olmadığı" konusunda bir nutuk attı. Ama isteklerimi kabul etti. O kırkbeşlik (Yazık Oldu Yarınlara/Haydi Sil Gözlerini) iki milyon sattı. Sadece satışı planlamamıştım. Hatta birdenbire oluşan büyük ilgiden ürktüm. 33 yılda, 10 kırkbeşlik, 23 albüm olmak üzere 33 yapıt hazırladım. Bunların çoğu, belli bir konuya, öyküye yoğunlaşan tematik albümlerdi. Her birini birer proje titizliğiyle hazırladım. Yaşadıklarımı ve hissedişlerimi, müziğimle en mükemmel şekilde yansıtmak için yıllarca çalıştığım oldu. Ama hiçbir zaman satışı düşünmedim. Buna karşın pek çoğu büyük satışlara ulaştı. Yedi Altın Plak ve sayısız ödüller... Daha da önemlisi bugün bu albümlerin tamamına yakını halen satışta. Popülerlik kaygım hiç olmadı. İlk günden bu yana ürettiklerim, bütün özgürlüğüyle, yaşadıklarımla, sevgilerimle, iç dünyamla, beni yansıtan, geriye dönüp baktığımda hiçbir kopukluk olmasın istedim. Öyle de yaptım. Çünkü "Birleşsin Bütün Eller"den "Cennet İlahileri"ne kadar, yaşattığım, yarattığım her şey birbirini tamamlayan bir bütün. Dışardaki çekiştirmelerle ilgilenmiyorum.
"Işık ve Sevgiyle 30 Yıl"ı ateşleme öncesi geri sayım olarak nitelendirmiştiniz. Nereye gideceğinizi bir tek kainat, Hansu İrem ve sizin bildiğinizi belirttiniz. Bunun ipuçları şarkılarda gizli mi? Ya da neredeyiz ve nereye gidiyoruz sorusunun cevabı nedir?
2004 yılındaki "Işık ve Sevgiyle 30 Yıl" albümünün kapağına "Her şey Şimdi Başlıyor" yazdım. Şarkı şarkı örülen yolculuğun varacağı yeri önceden bilerek. "Cennet İlahileri" şiirsel ve müzikal anlatımların doruğa ulaştığı bir albüm. Güncel modalarla müzik dünyasının, İlhan İrem'in izleyici değil de dinleyicisi olanların beklentileriyle ilgisi olmadığı için, hazırlıksız yakalananlar, şaşıranlar olabilir. "Cennet İlahileri" kainatın sesiyle iç sesimizin buluştuğu "Sis"li ve görkemli bir alem. Bir sonraki albüme kadar üretimlerimin şahikası. Bugüne kadar ki bütün müzikal anlatımlarımdan renkler barındırdığı halde, geçmişten çok gelecekten izler taşıyor. Her şey şimdi başlıyor.
Genellikle size sorulan soruların cevaplarının ileriki bir tarihte tamamlanacağı hissiyatı veriyorsunuz. İnsanlar ne zaman bu cevabın tamamına vakıf olabilecekler?
Hemen şu an! Herhangi bir şarkımı gerçekten dinlediklerinde. Veya hiçbir zaman.
Bu aralar kimleri dinliyorsunuz?
O kadar uzun bir stüdyo çalışmasından çıktım ki, hala müzik dinleyemiyorum. Uzun yolda araba kullanırken David Gilmour dinliyorum bazen, "On An Island". Pink Floyd'un konsept sorumluluğunu sırtından atmış, rahatlamış. Fazla "hafif" buldum. Başucu albümlerim hiç değişmiyor, Jethro Tull, özellikle "Thick As a Brick", Led Zeppelin, Marillion, Roger Waters, "Amused To Death", "Pross And Cons Of Hictchiking", diğer Pink Floyd'lar ve Aşık Veysel.
Farkında olmadıkları halde yaptıkları müzikle sizin kainatınızın içinde olan müzisyenler ya da diğer sanat dallarıyla uğraşan isimler var mı? Bize birkaç isim verebilir misiniz?
Kainat hiçliğindir! Onu duyumsayabilecek yetkinliğe ulaşmak için, önce Kaf Dağı'nın ardındaki ejderhayı bulup öldürmek gerekir.
Yazdığınız şarkılara baktığımızda zaman ve mekan kavramlarının olmadığını görüyoruz. Bu kavramlar olmadan insanlarla iletişim kurabilmenin avantajları ve dezavantajları nelerdir? İnsanlar somut veriler üzerinden gidildiğinde kendilerini daha rahat hissetmezler mi?
İnsanların beni dinlerken veya okurken kendilerini daha rahat hissetmeleri beni ilgilendirmiyor.
Sürünün gittiği uçuruma karşı tavır alabilmiş, farklı bir hayat yaratabilmenin gücünü ve donanımını edinmiş olanlar şarkılarla sonsuz bir huzur içinde buluşuyorlar. Ötekilerin, bazen anlamakta aciz kaldıkları sanat eserlerinden rahatsızlık duymaları, kendileri için birşeylerin başlangıcı olabilir. Kendilerinden öteye geçebilmeleri için korkmadan aynaya bakmaları gerek. Önceleri çok sıkıntı verici olsa da...
Yeni kuşak sizinle olan bağı kurabiliyor mu? Yoksa İlhan İrem'in ömrü boyunca verdiği eserlerin tamamına mı hakim olmak gerekiyor?
"Cennet İlahileri" ile ilgili bazı yazılarda gördüğünüz gibi, İlhan İrem'in 33 yıldır nereden gelip, nereye gittiği bilinmeyince, son albüme dair yazılanlar göremeyenlerin fili tarif etme hikayesine benzeyebiliyor. Dini müziğe dönüşten söz edenler, Da Vinci Şifresi'ne benzetenler, daha neler neler... Bahçelerine birdenbire UFO inmiş insanların şaşkınlığıyla, albüme ucundan dokunup anlamlandırmaya çalışıyorlar.
Aslında haklılar! Çünkü değil Türkiye'de, dünyada bile böylesi tematik albümlere yıllarını veren pek kimse kalmadı. Cennet İlahileri'nde yer alan şarkıları radyolarda duyamazsınız. Çünkü prangayla bağlı oldukları reyting formatlarına uygun değiller! Yine de gençlerden çok yoğun mektup alıyorum. Hatta diyebilirim ki, bu mektuplar ve mesajlar kitap yapılabilecek kadar olağanüstü.
Bir şarkıyla tanışıp, tüm albümleri ediniyorlar.
"Sessiz direniş" demiştiniz. Neye direniş bu ve neden?
1992 senesinde, bir arkadaşım popüler müziği bu hale getiren ilk şarkılardan birini dinletti. Dinlerken hissettiklerimi "durugörü" olarak nitelendirebilirsiniz. Tüm gelecek film şeridi gibi geçti. O an, televizyonlara, radyolara çıkmamaya, bazı istisnalar dışında röportaj vermemeye karar verdim. Güncel müziğin geleceğiyle ilgili gördüğüm vizyon aynen gerçekleşti. Kararımı 14 yıldır uyguluyorum. Asıl güzel olan, "böyle de olabilir" tezim bugün capcanlı hayatta. Uzak olduğumun varsayıldığı 14 yılda, 14 albüm yaptım, bunların bazıları sessiz sedasız Altın Plak aldı.
Artık ipin ucunun kaçtığı bu batağın ötesindeki duruşum, paha biçilmez bir mücevherden daha değerli.
Sizi çok sevenler ve yakından takip edenler kadar tam zıt kutbundaki insanlarda mevcut. Onlara da kendinizi anlatma kaygısı duyuyor musunuz? Ya da karanlığa tabi olanlara ışığın yolunu göstermek için çaba sarfediyor musunuz?
Hansu İrem'le birlikte oluşturduğumuz kainat seslenişleri, önce ışığını karartmamış, saf ve duru yürekleri titreştiriyor. Ses dalgaları giderek daha uzakları grilikleri ışığa dönüştürüyor. Özgür ruhlarını karanlığa ve egolarına tümden teslim etmeyenler için hep umut vardır. Algı duvarlarına çarpıp anlamları yitirdiklerinde, daha kolay serüvenlere kaçmadıkça...
Işık ve Sevgiyle... Karanlık da ışığa tabi değil mi?
Karanlık, ışığın negatif iyonize olmuş izdüşümüdür.
Cennet İlahileri'nde birlikte çalıştığınız sanatçılarla buluşmanız nasıl oldu?
Cennette buluştuk! Genellikle okuduğumuz röportajlarda verdiğiniz cevaplar dışarıdan bakıldığında net anlaşılabilir türden değil, başka bir aleme ait hissiyatı veriyor. Anlaşılmaması gayet normal mi yoksa bu hissiyata tabi olmadıkları için mi anlattıklarınız onlara bir anlam ifade etmiyor?
Bütün röportajlardaki yanıtlarımın çok net olduğunu düşünüyorum. Belki de insanlar şiirselliklerini ve düşlerini yitirmişlerdir.
İrembağı'na kimler tabi?
Şarkılarım gibi olayların akışı da birbiriyle bağlantılı. Beğenilerin ve maddiyatın el değiştirdiği, toplumsal hayatın ucuzlamaya başlayarak, düşünen insanlar için kabusa dönüştüğü, en yakınlarımızın bile gergedanlaşmaya başladığı, Piyanist-Şantörlerin kebapçılara kadar girdiği günlere ilk tavır olarak iç uzaylarıma çekildim. 1980 - 1987 arasındaki yedi yıllık bir kapanışla, 150 dakikalık bir Rock-Senfoni yazdım. "Pencere...Köprü...Ve Ötesi..." Bu albümlerdeki şarkılarla buluşan dinleyiciler, 1985'te İrembağı'nı kurdu. Dünya üzerinde başka bir örneği olmayan bu "hissediş" birlikteliğinin bugün 150 bin seveceni var. 14 yıldır reklamsız, tanıtımsız, sadece albüm yayınlayan bir sanatçı olarak, kainatın hediyesi kabul ettiğim şarkıları ve anlatımları hep daha derinleştirdim.
Biliyorum ki, o ezgilerle ruhlarını serinleten, hayatlarına ve inançlarına anlam veren, nice "insan" var.
Konserlerinizi izleme fırsatı bulabilecek miyiz?
Çok fazla istek var. Eninde sonunda olacak.
Klipleriniz sadece sizin çalışmalarınızda gördüğümüz, size has öğeler barındırıyor. En çok dikkatimizi çekenler vitrin mankeni ve palyaço. Bunlar insanların cansızlığı ve sahte olmalarına göndermeler mi? Rica etsek bu konuyu açıklayabilir misiniz?
1990 yılında, senaryosunu yazdığım bir televizyon solo programı çekmiştik. Yapımın başlığı "İlhan İrem Sizlerle" idi. "Pencere" albümünün giriş müziği ile başlayan jenerikte önce gökyüzü görünüyordu... "İlhan İrem" yazısı belirdi... Sonra kamera selvi ağaçlarından yavaş yavaş aşağı doğru indi... Mezarlık... Mezar taşlarının birinde "Sizlerle" yazıyordu. Daha sonra bir çocuk ağlaması duyuldu ve konser başladı! Işık ve sevgiyle... Haftalık Dergisi - 23/06/2006 Röportaj: Hüseyin Ustaoğlu |