İlhan İrem'in yeni albümü "Cennet İlahileri" maddi dünyanın malına mülküne
karşı öte dünyayı ve ruh zenginliğini teklif ediyor bize Işığı ve sevgiyi buluşturan mekansız derviş, zamansız bir ermiş İlhan İrem. Işık
ve sevgiyle; din kitaplarını anımsatan bu temenni, sanatındaki duygusal ekolün
damıtılarak ifade edildiği iki sözcük. "Bu cümledeki ısrarınızdan yorulmadınız
mı?" diyenlere "Dünya karanlık ve nefretten vazgeçti mi?" diye karşılık veren,
kutsal kitaptan yapılan alıntılar kadar cinaslı bir feylesof. Zamana uyum
sağlamak adına, düşündüklerinden hiç taviz vermedi bu kadife sesli duygusal
romantik. Elinde piyasaya tahvil edeceği kağıtlar bulunmasına rağmen, buna
tenezzül etmeyen bir gönül adamı olmayı yeğledi. Plak şirketleri yönlendiremedi
onu. Menajeri, organizatörü, yapımcısı olmadı onu takdim eden. Neresinden
bakarsanız bakın, biricik sıfatını sonuna kadar hak eden İrem, Türk popunun en
kritik dönemeçlerine yazıldı; köşeleri dönerken nice çınarlar devrildi ama kader
değişmedi. Kaderini elinde tutuyordu aslında o semavi davranış kalıbıyla.
Yükselmek için her şeyin feda edildiği ortamda sırra kadem bastı sonra.
İhtirastan uzak tavır en az şarkıları kadar etkiler insanları. Gözlerden ırak
münzevi yaşantısı, dünyevi değerleri hiçe sayan özgün bir varsıllıktı onun için.
70'lerin rock'çılarından; ilk uzun saçlı, güneş gözlüklü ve küpeli
figürlerinden biriydi. 80'lerde Yeşiller Partisi'nin kurulmasını desteklemiş;
arabeskin kral olduğu zamanlarda bir milim oynatmamıştı duruşunu. İlk dönemi saf
yürek duygusal parçalardan oluşurken, poptan senfonik rock'a uzanan gizemli
yolculuğunda, özellikle son dönemeçte kolay tüketilemeyen şarkılar yazdı; "Kung
Fu" dizisinin çekirgesi kadar derin, onun kadar manidar ve içli.
Gündelik olamayan ama kalıcı şarkılar İrem'in şarkıları halen
öte dünyayı ve ruh zenginliğini teklif ediyor bize, maddi dünyanın malına
mülküne karşı. İçsel bir yaşamın sunulduğu yeni albümü "Cennet İlahileri", tıpkı
kendisi gibi yapaylıktan uzak. İçeriği dans ettirecek ya da eğlendirecek
mahiyette değil. "Bedevi çöllerine sürüklenen", "ötenaziyi seçmiş bir topluma"
karşı yazılmış, bilinen anlamda aşkın ötesinde, gündelik olamayan kalıcı
şarkılar var içinde. Albüme adını veren açılış parçası tam bir ilahi. "Bile
Bile Bilmezcesine", Melih Kibar'ın daha önce yayınlanmamış bestesi. İnsan
onurunda, sanatçı derinliğinde inat etmeyi sürdürüyor İrem. İyi de yapıyor;
sonuçta örneği az ama insanlığın ihtiyacı olan müzisyen tiplerinden birini
yaratıyor fani vücudunda. Dünyasını, namuslu küçük burjuva değerler bütünü
etrafında döndürüyor. Sırça Köşk'ten ahaliye söylenmiş şarkılar olarak
görmeyelim sanatını. Karısı Hansu'nun kaleme aldığı satırları kuyumcu gibi
işleyen, ortaya çıkan şarkıların etrafında semazen gibi dönen biri o. Belki de
en doğrusu bu şarkılarla telepati kurmak. Kesinlikle kusursuz derecede şiirsel
ve atmosferikler. Dini hikaye ile mitolojik masal arasındalar. Bu dünyaya ait
olmadığı ise kesin. Bu yazıyı tamamlamayalım; "Tamamlanınca her şey, eksik
kalıyor". Murat Beşer Milliyet, 04 Haziran 2006
|