Her birimiz kendi gücümüzü ve doğamızı anlama
sorumluluğunu almak zorundayız. Çin klasiği Saikontan, insanları
evrenin kendilerine verdiği sonsuz gücü unutarak kapılarda dilencilik
yapan zavallılara benzetir. İnsan kendi içinde zaten mevcut olan gücünü
unutmuş ve başkalarından yardım dilenmektedir. Elbette çağlar boyunca bazı büyük
inisiyeler, kendilerine sunulan bu sonsuz gücü görmezden
gelmemişlerdir. Buda, Krişna, Yunus, Mevlana ve adını bildiğimiz
bilmediğimiz niceleri, kendi gerçek doğalarını ve güçlerini tanımak
için zihin ve bedenlerini bütünleştirmeyi başarmışlardır. Bunun
yanısıra kendini ve içindeki gücü unutan, egosuna yenik düşen ortalama
insanlar, bu tür kişilerin kendilerininkinden farklı bir dünyada
yaşadıklarını düşünürler. Bu tür kişilere büyülü bir değneğin
dokunduğunu düşünür ve bir ermişin, yüksek bir varlığın gücünün
kendileri için ulaşılmaz olduğu yanılgısına düşerler. Bunları mucize
olarak nitelendirirler oysa mucize bizdedir, içimizdedir ama bunu hep
unuturuz...
Zihin ve bedeni bütünleştirmek zor bir yol
gibi görünse de aslında bir o kadar kolaydır. Çünkü anahtarlar aslında
yanıbaşımızda yani içimizde...
Yaşam içinde yemek,
içmek, barınmak, giyinmek, hava almak gibi ihtiyaçlarımızın yanısıra
bir de evrensel yaşam enerjisine ihtiyacımız vardır yani Kİ
enerjisine.
Bir adam denize doğru yürür, eğilir
ve eline bir avuç su alır. “Bu benim suyum” der. Geçici olarak su
onundur ama sonuçta su denize aittir. Ellerini açıp suyu kuma dökse, su
kumda emilse ya da buharlaşsa da, bulutlara karışacak ve sonra su yine
ait olduğu yere geri dönecektir yani denize. Bu hikayenin tersine,
yaşam gücünün alınışı kendiliğinden ve süreklidir. Kişisel Ki’miz,
evrensel Ki’den ayrılamaz bir parçadır ve aralarında sürekli bir
alışveriş vardır, bu yaşamın temelidir. Bu akış güçlü ise ve
engellenmezse sağlıklı oluruz. Akış geçici olarak durduğunda bilinçsiz
hale geliriz. Akış tamamen durduğunda ise ölürüz.
Benzer
bir örnek olarak bir arabanın aküsü verilebilir. Araba sık
çalıştırıldığında, akü dolu kalır yani gün içinde tükettiğimiz Ki
temelde evrensel Ki’yle tazelenir. Fakat arabayı uzun süre
çalıştırmadan bir köşede bırakmak, Ki’yi güçlendirmememizle aynı sonucu
doğurur, ölü bir akü. Elbette ki, akü dönem dönem doldurulmalıdır. Bu
bizim kişisel Ki’miz için de geçerlidir. Ki’nin tam yenilenmesi, derin
bir uyku sırasında olur, çoğu insanın gerçekten rahatlayıp
gevşeyebildiği tek zamandır bu. Bu tür rahatlama anlarında, evrensel Ki
beyin tarafından alınır ve beynin bu elektrik dalgalarını sürekli
olarak yayması düzenli hale gelir.
Huzurlu ve
bölünmemiş beş-altı saatlik uyku yeterli olurken, huzursuz dokuz-on
saatlik uykunun bize yeterli gelmemesinin sebebi budur. Uyku, yaşamın
temel bir gereğidir. Güçlü bir Ki’si olan kişi, on-yirmi gün yiyeceksiz
yaşayabilir ama uykusuz geçen beş gün onu öldürmeye yeter. Bunun
Japonca’daki karşılığı “kishi” dir yani Ki yetersizliğinden kaynaklanan
ölüm.
20.yüzyılın ikinci yarısında, uyku hapları çok
rağbet görmeye başlamıştır. Bu haplar, beyni uyuşturma özelliği
taşımaktadır. Bu ölüm benzeri uykuda, evrensel Ki, kişisel Ki’mizi
tazeleyemez ve uyku hapı alışkanlığı olumsuz sonuçlara yol açar. Enerji
yetersizliği, depresyon ve sonunda sağlığın bozulması... Bu sorunlar,
bedenin yorgunluğu yüzünden değildir, hap almış bir beden zaten
genellikle paçavra gibidir. Bunlar taze Ki eksikliğinin işaretidir.
Ki’nizi genişletirken, bedeninize yeni Ki akar. Ki’nizi ne kadar
genişletirseniz, hızlı dolum etkisi ortaya çıkar ve geceleri çok az
uykuyla, fiziksel ve zihinsel gücünüzü kolaylıkla tazeleyebilirsiniz.
EVRENİN Kİ’Sİ NEDİR?
Gökyüzüne
bakın, güneş parlıyor. Böyle parlamaya, yanmaya başlamadan önce ne
durumdaydı? Doğmadan önce neredeydiniz? Annenizin karnında bir cenin.
Ondan önce elbette annenizin yumurtasıyla babanızın sperminin bir
birleşimi. Ama ya ondan da önce?
Eğer evrendeki her
şeyi böyle sorgularsak, asla bitmeyen bir sorgulama döngüsüne girersek,
nerdeyse hiç olduğu halde varolmaya devam eden bir şeyle karşılaşırız.
Diğer bütün canlılar ya da nesneler gibi insan da, nerdeyse hiçlikten
ve evreni oluşturan bölünmez özden ortaya çıkmıştır. Bu Ki’dir.
Mutlak
evren özünde tektir. İki zıt gücün ortaya çıkışıyla, göreceli dünya
doğmuştur. Bizler, onun ardında yatan mutlak dünyayı unutarak,
çevremizde görüp duyduğumuz göreceli dünyayı gerçek zannederiz. Ki’nin
mutlak evrendeki miktarı sınırsızdır ve hiç durmadan akar. Budacılıkta
şöyle denir: “O hiç doğmamıştır ve yok edilemez. O bozulmamış değildir,
kusursuz da değildir. O hiç artmaz ve hiç eksilmez.”
Temelde
zihin ve beden bir bütündür. Aralarında herhangi bir sınır yoktur.
Zihin arıtılmış beden, beden ise arıtılmamış zihindir. Ki, evrenin
temel birimidir. Sonsuz sayıdaki ufak parçanın, sonsuz bir
birleşimidir. Her şey sonuçta Ki’den üretilir. Göreceli dünyanın kavram
ve prensiplerine bağımlı olan bugünün insanı tökezlemektedir. Tek
umudu, bu göreceli dünyanın ardındaki mutlak dünya kavramını, Ki
prensibini anlamasıdır.
İki zıt gücün etkileşimi,
içinde yaşadığımız göreceli dünyayı yaratmıştır. Bu iki güç doğuda yin
ve yang, batıda ise pozitif ve negatif olarak adlandırılır. Hiçbir şey
yoktan varolamayacağına göre, elektriğin de jeneratörler tarafından
üretildiğini söylemek yanlış olur. Bu güç, daima evreni sarar
durumdadır. Bir güç kaynağıyla beş duyumuzla algılayabileceğimiz bir
biçime girdiğinde biz ona elektrik deriz. Aslında elektrik hep vardı
ama biz beş duyumuzla algılayamıyorduk. İşte bu yüzden beş duyumuzla
algılayamadıklarımız reddetmek, yok saymak büyük bir yanılgıdır.
Elektrik,
eksi ve artı kutuplarla ifade edilir. Kişisel Ki’de böyledir. Evrensel
Ki ise bir bütündür, karşıtlık yoktur. Ancak insan beyni tarafından
üretilen Ki, eksi ya da artı özellik taşımaktadır. Duvarın ışık
yansıyan tarafı aydınlıktır ve görünür haldedir, diğer tarafı ise
karanlıktır ve görünmez haldedir. Görünmez halde diye duvarın yarısını,
geri kalan kısmını gözardı edemeyiz. İki taraf birleştiğinde gerçek
duvar oluşmaktadır. Hangi tarafın gerçek olduğunu tartışmanın bir
anlamı yoktur. Önemli olan iki tarafın birleştiğinde tek bir duvar
oluşturmasıdır.
Tanrı’nın sevgi ile eşanlamlı olduğunu
söylemek doğrudur. Aynı zamanda evrenin acımasız olduğunu söylemek de
doğrudur. Her şey sizin görüşünüze bağlıdır. Eğer mutlu, güçlü ve
sağlıklı bir yaşam yaşamak istiyorsanız, aydınlık tarafa bakmalısınız.
Eğer kasvet ve ızdırap sizi çekiyorsa karanlık tarafa bakın. Güneye
gitmek istiyorsak güneye doğru yürümeliyiz. Kuzeye yürürsek, oraya asla
varamayız. Yaşamımızı ağlayarak ya da gülerek geçirebiliriz bu bize
bağlıdır. Eğer olayların olumlu tarafına bakmak istersek, evrenin
yolunun sevginin yolu olduğuna inanmamız gerekir. Olumlu düşünce
Ki’mizi güçlendirir. Güçlü bir yaşam istiyorsak, önce zihnimizle
bedenimizi bütünleştirmeyi öğrenmek zorundayız.
Bir
çoğumuz, herhangi bir konuyu fazla irdelemeden buzdağının sadece
okyanus üzerinde yüzen bir buz kütlesi olduğunu zannederler.
Göremedikleri için, yüzeyin altında yatan %85’lik kısmı unuturlar. Aynı
şekilde bir çoğumuz, bir insanın gücünü sadece fiziksel gücüyle
ölçerler. Göremedikleri için, zihnin muhteşem gücünü unuturlar. Ama
aynı buzdağının görünen ve görünmeyen kısımlardan oluşması gibi,
insanın gerçek gücü de hem zihninden hem de bedeninden gelir. Ancak
zihin ve bedenimizi bütünleştirdiğimizde gerçek gücümüzü, Ki gücünü
kullanabiliriz.
Örneğin, evi yanan ihtiyar ve çelimsiz
bir kadın ev yanarken ailenin tüm servetinin saklı olduğu ağır sandığı
alır ve dışarı çıkarır. Yangın söndükten sonra, sandığı tekrar yerine
götürmeye çalışır ama yerinden kımıldatamaz bile. Çünkü yangın
sırasında kadın zihin ve bedenin gerçek gücünü kullanabileceği şekilde
bütünleştirmeyi becermiştir. Ancak acil durum geçtikten sonra, zihin ve
beden arasındaki bütünlük bozulmuş, yaşlılığın güçsüzlüğü geri
gelmiştir.
Bu duruma, cephede en kirli suları içmesine
rağmen şiddetli hastalıklara bağışıklı gösteren askerleri de örnek
verebiliriz. Bitiş çizgisine yaklaşan maraton koşucuları, zihin ve
bedenin bütünleşmesini deneyimlerler çünkü Ki’lerini
genişletmektedirler. Ancak yarış bittikten sonra zihin ve beden
öylesine ayrılır ki, çoğunlukla ayakta bile duramazlar.
Zihnin
şekli ya da sınırı yoktur. Beden ise somut ve sınırlıdır. Bu kadar
farklı görünen şeyleri günlük yaşam içinde bütünleştirmek imkansız gibi
görülebilir. Her alanda bizi bu hedeften uzaklaştıracak korku ve
sorunlar ortaya çıkar. Hatta insan, “Buda ya da İsa bunu yapmış
olabilirler ama ben yapamam” der. İmkansız görünmesinin nedeni,
insanların zihin ve bedeni birbirinden tamamen farklı şeyler olarak
düşünmesinden kaynaklanır. Oysa, ikisi de evrensel Ki’den ortaya
çıkmaktadırlar ve sonuçta birdirler.
ZİHNİ SAKİNLEŞTİRMEK
Beyin
sürekli olarak elektro-manyetik titreşimler verir bunlara genellikle
beyin dalgaları denir. Bu dalgalar beyin canlı olduğu sürece devam
eder. Zihnimizin hareketli olduğu gerçeğinden yola çıkarsak,
sakinleştirmek için ne kadar uğraşsak da, beyin dalgalarımız asla
düzenli olmaz. Beyne kendini sakinleştirmesi için verilen emir de kendi
dalgalarını yaratır. Tamamen sakin ve dingin olduğumuzu düşünürsek, bu
düşünceler de dalgalar yaratır. Düşüncelerle beyin dalgalarımızı
rahatsız ettiğimiz sürece, ne zihin ve bedenimizi bütünleştirebilir, ne
de evrensel Ki’yle bütünleştirebiliriz.
Öncelikle
zihnimizin doğal durumunun sükunet ve dinginlik olduğunu anlamalıyız.
Bir dalgayı düşünelim. Yarısını dinginleştirip, bunu sürekli yapmaya
devam edersek, dalga da bunu yaptığımız sürece dingin olacaktır. Yine
de, asla sıfır dinginlik sağlanamayacaktır. Evrensel Ki, sonsuzlukta
yatar, sıfıra tamamlanmakta değil. Eğer dalganın yolculuğunu sıfırda
noktalarsak, dinamik hareketini kaybeder, sıfır olur. Bu ölüm
dinginliğidir. Canlı dinginlik ise, sonsuz devinimdir ve sonsuz güç
içerir. Ölüm dinginliği tamamen hareketsizdir ve hiçbir gücü yoktur.
Bunlar birbirinden tamamen farklıdır. Zihnimizi sonsuz küçülmeye giden
yolda tutmalıyız. Bu dinginliktir, zihin ve beden bütünleşmesidir.
Kaynak:
Ki Enerjisi – Koichi Tohei |