Yalnız yaşamak
dünyayı ve toplumu reddetmek demek değildir. Buda, yalnız yaşamanın,
olan biteni derinden gözlemleyerek şimdiki anda yaşamak olduğunu
söylüyordu. Eğer bunu yaparsak, geçmişin içine çekilmez ya da gelecek
hakkındaki düşüncelerin içine sürüklenmeyiz. Buda, eğer şimdiki anda
yaşamıyorsak, ormanın derinliklerinde yapayalnız olsak da, gerçekten
yalnız olmadığımızı söylüyor. Eğer tümüyle şimdiki anda yaşıyorsak,
kalabalık, kentsel bir ortamda bile olsak, hala yalnız yaşıyor
olabileceğimizi söylüyordu. Eğer unutkanlık içinde
yaşarsak, eğer kendimizi geçmişte ya da gelecekte kaybedersek, eğer
arzularımız, öfkemiz ve cehaletimizin bizi ordan oraya vurmasına izin
verirsek yaşantımızın her anını derinlemesine yaşayamayız. Şimdiki anda
olup bitenle temasta olamayız ve başkalarıyla ilişkilerimiz sığ ve
bereketsiz olur. Bazı günler kendimizi boş, tükenmiş ve
neşesiz hissedebiliriz, gerçek kendimiz değilizdir. Bu tür günlerde,
başkalarıyla temasta olmaya çalışsak bile, çabalarımız sonuç
vermeyecektir. Ne kadar çabalarsak, o kadar başarısız oluruz. Bu olduğu
zaman, kendimizin dışında olanla temasa geçmeyi denemeyi bırakmalı ve
kendimizle temasa geri dönmeli, yalnız olmalıyız. Ama bu yalnızlıkta
geçmiş ya da gelecek olmamalıdır. Çünkü yalnızlık sadece anda yaşamakla
sağlanabilir. Geçmişte olan bir şeyi ya da gelecekte olan bir şeyi
düşünürsek o an yalnız değil, o düşüncelerle ya da düşündüğümüz
kişilerle birlikteyizdir. Böyle zamanlarda
toplumun üstüne kapıyı kapatmalı, kendimize geri dönmeli ve
bilinçli nefes çalışması yapmalı, içimizde ve çevremizde olup biteni
derinden gözlemlemeliyiz. Gözlemlediğimiz tüm olguları kabul etmeli,
onlara merhaba demeli, onlara gülümsemeliyiz. Eğer
dikkatlilik ve farkındalık içinde yaşarsak, artık yoksul değilizdir,
çünkü şimdiki anda yaşama çalışmamız bizi neşe, huzur, anlayış ve sevgi
açısından zengin kılar. Ruhu yoksul biriyle karşılaşsak bile,
derinlemesine bakabilir ve bu kişinin derinliklerini keşfedip etkin bir
şekilde ona yardımcı olabiliriz. Kötü bir film
seyrettiğimiz ya da kötü bir roman okuduğumuz zaman, eğer yüreğimiz ve
zihnimiz yoksul ve dikkatimiz zayıfsa, bu film ya da kitap bizi
rahatsız eder ve daha da yoksullaştırır. Fakat dikkatimiz zenginse, bu
filmin ya da romanın derinliklerinde yatanı keşfederiz. Böylece kötü
bir film ya da kitap bize bir şeyler öğretebilir. Şimdiki anın her bir
ayrıntısının farkında olmayı sürdürerek, bundan fayda sağlayabiliriz. Buda
geçmişin peşinden gitmememiz gerektiğini, çünkü geçmişin artık
olmadığını öğretiyordu. Geçmiş hakkındaki düşüncelerin içinde
kaybolduğumuzda şimdiki zamanı kaybederiz. Yaşam sadece şimdiki anda
varoluştur. Şimdiki anı kaybetmek yaşamı kaybetmektir. Şimdiki ana
dönebilmemiz için geçmişe veda etmeliyiz. Şimdiki ana geri dönmek
yaşamla temas içinde olmak demektir. Bilincimizdeki
hangi dinamikler bizi geriye dönüp geçmişin izleriyle yaşamaya
zorluyor? Bu kuvvetler içimizde baş veren ve bizi bağlayan zihinsel
durumlardan, içsel oluşumlardan oluşur. Gördüğümüz, duyduğumuz,
kokladığımız, tattığımız, dokunduğumuz, hayal ettiğimiz ve düşündüğümüz
şeylerin hepsi içsel oluşumlara yani arzuya, asabiyete, öfkeye, kafa
karışıklığına, korkuya, endişeye ya da şüpheye sebep olabilir. İçsel
oluşumlar her birimizin bilincinin derinliklerinde mevcuttur. İçsel
oluşumlar bilincimizi ve her günkü davranışımızı etkiler. Bunlar
farkında bile olamayabileceğimiz şeyleri düşünmemize, söylememize ve
yapmamıza sebep olurlar. Bizi bu şekilde zorladıkları için de pranga
diye adlandırılırlar. Bazen sadece bize geçmişte zarar
veren birinin ismini duymamız yeterlidir, o zamanki içsel oluşumlarımız
bizi otomatikman geçmişe götürür ve o ıstırabı yeniden yaşarız. Geçmiş
hem acı, hem mutlu anıların yuvasıdır. Geçmişe gömülüp kalmak bir
şekilde şimdiki anda ölü olmaktır. Şimdiki zaman
geçmişi içerir. İçsel oluşumlarımızın içimizde nasıl çatışmalara neden
olduğunu anladığımız zaman, geçmişin aslında şimdiki anın içinde
olduğunu görebiliriz. Şimdiki zamanı oluşturan geçmişin unsurları,
kendilerini şimdiki zamanda ifade ettikleri zaman netleşirler. Eğer bu
unsurlarıderinlemesine gözlemlersek, bunlara dair yeni bir anlayışa
varabiliriz. Buna, “yeni bir şey öğrenmek amacıyla eski bir şeye tekrar
bakmak” denir. Eğer geçmişin aynı zamanda şimdide yattığını bilirsek,
şimdiyi dönüştürerek geçmişi değiştirebileceğimizi de anlarız. Bazen
de, şimdiki zaman çok zor olduğu için, bu durumun gelecekte
düzeleceğini umarak, dikkatimizi geleceğe veririz. Geleceği hayal
ederek, şimdinin ıstırabını ve zorluğunu daha iyi kabul edebiliriz.
Fakat kimi zaman da, geleceği düşünmek korkuya ve kaygıya kapılmamıza
neden olabilir. Geleceğimizi düşünmemizin ardında yatan enerjiler
umutlarımız, düşlerimiz ve kaygılarımızdır. Umutlarımız
ıstıraplarımızın ve başarısızlıklarımızın sonucu olabilirler. Şimdiki
zaman bize mutluluk getirmediği için, zihnimizin geleceğe yolculuk
etmesine izin veririz. Gelecekte durumun daha memnuniyet verici
olacağını umarız. Şair Tru Vu geleceğin şimdinin
vitamini olduğunu söylüyor. Umut, yaşamın yitirdiğimiz bazı
sevinçlerini bize geri verir. Hepimiz umudun yaşam için gerekli
olduğunu biliriz. Fakat Budizm’e göre umut bir engel olabilir. Eğer
zihnimizi geleceğe yöneltirsek, şimdiyle yüzleşmeye ve onu dönüştürmeye
yetecek zihinsel enerjimiz olmaz. Geleceği sadece şimdinin
hammaddesiyle kurabiliriz. Eğer sağlam bir şekilde
şimdiki anda durmazsak, geleceğe baktığımız zaman kendimizi temelsiz
hissedebiliriz. Gelecekte yalnız olacağımızı, sığınacak hiçbir
yerimizin olmayacağını ya da bize yardım edecek kimsenin olmayacağını
düşünebiliriz. Bunlar sadece şimdiyi ele alış tarzımızı zayıflatır ve
karmaşık hale getirirler. Konfüçyüs’ün bir sözü vardır: “Uzak geleceği
planlamayı bilmeyen bir insanı yakın gelecek şaşırtır ve tedirgin
eder.” der. Gelecek için hazırlanmanın en iyi yolu şimdiyi iyi
gözetmektir. Eğer şimdi geçmişten oluşmuşsa, o zaman geleceğin de
şimdiden oluşacağını biliyoruz. Sorumlu olmamız gereken tek şey şimdiki
andır. Şimdiyi gözetmek, geleceği gözetmektir. Kaynak:
Yaşam Şimdiki Andadır – Thich Nhat Hanh |