"İnsanoğlunun tarihinin çok eski dönemlerinde
tanrılar, insandaki uluhiyeti çalmışlar ve çaldıklarını nereye
saklayacaklarına karar vermek için yüksek bir meclis toplamışlar.
Tanrılardan biri, göklerde, başka bir gezegende saklamayı önerince, bir
diğer tanrı kalkmış ve insanın doğuştan büyük bir gezgin olduğunu, bu
yüzden, birgün oralara gitmeyeceğinin hiçbir garantisi olmadığını
söylemiş. Devam ederek, "Bana göre" demiş, "onu denizin derinlerinde,
okyanusun dibinde saklayalım, çünkü orası güvenlidir." Fakat yine bir
itiraz yükselmiş, insanın büyük bir doğal araştırıcı olduğuna, zamanla
en uzak yüksekliklere olduğu kadar, en dipteki derinliklere de
erişebileceğine işaret etmiş.
Tartışmalar bu yolda uzayıp giderken, sonunda bir tanrı söz alarak,
"İnsanoğlundan çalınan uluhiyet cevherini kendisinin içinde saklayalım,
zira onu orada aramayı hiç akıl edemez," demiş. Bunun üzerine, meclis
mutlu biçimde dağılmış. Çünkü tanrılar, kesinlikle erişilemeyecek
biryer bulduklarına inanmışlar. Ve çok uzun zaman sanmışlar ki, İnsanın
içine gizledikleri ışık, sonsuza kadar saklı kalacaktır." |