|
Ekleyen Ebru Türkyılmaz
|
|
27 Mayıs 2005 |
Bir insan resim çizmekteyse eğer; bir süre sonra, gözünü açtığında gördüğü her nesneyi, düzleme oturtulmuş, harika bir perspektifi olan kusursuz bir tablo halinde algılamaya başlar. O kadar güzeldir ki bu resim ister yağlıboya ister karakalem tekniğinde olsun, her yerde karşınızdadır artık. Sabah uyandığınızda odanızın en dağınık köşesindeki başkalarının kaos gördüğü kompozisyonda, sokağa çıktığınızda uzaklaştıkça daralan kaldırımlarda, otobüste karşınızda oturan teyzenin kolunun duruşundan ellerindeki damar ve kemiklerin keskin hatlarına rağmen o tatlı kıvrımların yarattığı yumuşaklıkta, uçurtmasının ipine asılmış çocuğun gözlerindeki parıltıda, uçurtmanın kuyruğunda, uçurtmanın etrafında dolaşan kuşların kanat hareketlerinde ve birlikte sergiledikleri dansın uyumunda, gökyüzünün renklerinde... O an kalem olsa elinizde kuşların seslerini bile çizeceğinizi sanırsınız. Çizersiniz de isteseniz, bir fotoğraf nasıl getirirse geçmişi geri, isteseniz duyarsınız resimdeki kanat seslerini. Eğer bittiyse görüş alanınız gök yüzünde, bilin ki kapalı bir kompozisyon içindesiniz. Siz çizmek istemektesinizdir, her kareyi resimlere dönüştürmek ya da ne güzel bir resme bakıyor olduğunuzu fark etmek. Ebru Türkyılmaz 25.05.2005 |