Ufuk, bilinçaltımızda dahi umut olduğu sürece heryerden karşımıza çıkabilir... Dalgalı, buz mavisi denize karşı baş salmış iskelenin en ucunda duruyor olması ürkütücü bir görüntüydü. Ölü siyah saçları, beyaz entarisi rüzgara teslim olmuştu. Yüzü ufka dönüktü. Zaten yüzünü görme cesaretinde değildim. Çok klasik bir görüntüydü bu; iskeledeki yalnız kadın. Fakat buna şahit olmak, bu görüntüyü yaşamak ürkütücüydü. Deniz, rüzgar ve O kadın...Ürkütücüydü.
Daha fazla duramadım, döndüm gerisingeri. Hızlı, emin adımlarla uzaklaştım. Rüzgar diner gibi oldu. Ya da gittiğim yönde rüzgarın olmadığı hissine kapıldım. Ama arkamda, denize yakın, rüzgar hissettiriyordu kendini. Ve denize değil tam aksi yönde gitmemi “destekliyordu” ilk defa. Arkamda bıraktıklarım o kadar aklımdaydı ki yürüdüğüm yönü, nerelerden geçtiğimi, nereye gittiğimi görmedim, dikkat etmedim bile. Taa ki vücudumdaki ıslaklığı hissedene kadar. Dingin bir deniz karşıladı beni –yine!- . Tereddütsüz ilerledim. Arkamda hala rüzgarı hissediyordum. Bu sefer belki denizin dinginliğinden, belki yine arkamdaki rüzgardan, durmaksızın ilerledim. Yeni bir ufuk göründü önümde. Görüntüleri seçebileceğim kadar yaklaşmıştı –ne çabuk!- . Neden sonra benim mi ufka ufkun mu bana yaklaştığını kestirmeye çalıştım. (Bir iskele gördüm yine, iskelede yine bir kadın). Durmak istemedim, aksi taktirde bu yakınlaşmayı durduramayacağımı farkedebilirdim. İçinde bulunduğum deniz, ardımdaki rüzgarla dalgalanmaya başladı.
Artık iskelenin önündeydim. Durdum. Ya da karşımdaki manzara bana doğru gelmesini sonlandırdı. Ardımdaki rüzgar beni de geçti. Evet, bu O kadın. Yine rüzgarın etkisinde saçları, entarisi. Yüzünü görmeye cesaret edemediğim O kadın tam karşımdaydı.
Işık ve sevgiyle |