Ana Sayfa arrow Krishnamurti arrow Günlüğü arrow Krishnamurti'nin Günlüğü 06.04.1975 Yazı Boyutu: + | -

 

 

Ana Sayfa
Kanat Sesleri
Yolculuklar
Makaleler
Araştırmalar
İÇ'ten
Sonsuzluk Notaları
Yönsüz Akışlar
İlhan İrem Forum
.....:: BİRileri ::.....
İlhan İrem
Halil Cibran
Krishnamurti
Mevlana
Osho
Yunus Emre
........................
Haber ve Duyurular
Kanat Sesleri'nde
Duvar Kağıtları
Bilgi İsteği
Dinle'nce
Linkler
Arama
İletişim
Mesajlar
Gelen Kutusu

Yeni mesajınız yok.

Kullanıcı adı

Parola

Beni hatırla
Parolanızı mı Unuttunuz?
Hesabınız yoksa,
oluşturabilirsiniz

 

 

.....
 
Krishnamurti'nin Günlüğü 06.04.1975 Yazdır E-Posta
Ekleyen Kanat Sesleri   
08 Nisan 2005

Pasifik'in mavisi Akdeniz'in o olağanüstü mavisi gibi hoş açık bir mavi, özellikle kıyı şeridi boyunca kuzeye doğru yol alırken, batıdan hafif bir rüzgar estiğinde. Sakin, pırıl pırıl, berrak ve neşeli. Arasıra balinaların kuzeye doğru giderken su püskürttüğünü, ender de olsa o devasa başlarını sudan dışarı çıkarttıklarını görürsünüz. Balinaların hepsi biraraya toplanmış, su püskürtüyordu. Bu hayvanlar çok güçlü olmalı. O gün deniz göl gibiydi, durgun ve tam anlamıyla dingin, tek bir dalga bile yoktu; o berrak, dans eden mavisi de yoktu. Deniz uyumaktaydı, insanda hayranlık uyandırıyordu. Ev denize yukarıdan bakıyordu. [Bu ev, Krishnamurti'nin Malibu'da kaldığı zaman kullandığı ev.] Güzel bir ev, büyük bahçesiyle, çimenlik alanıyla, çiçekleriyle. Kaliforniya'nın güneşiyle aydınlanan çok ferah bir ev. Bu evi tavşanlar da severdi. Sabah erken, gece de geç gelirlerdi; çiçekleri, yeni dikilmiş hercaileri, kadife çiçeklerini ve çiçek açmış küçük bitkileri silip süpürürlerdi. Her tarafta tel örgüler olmasına rağmen, onları tutamazdınız, onları öldürmek de suç olurdu. Ama kedi ve baykuş bahçenin düzenini sağlarlardı; siyah kedi bahçede başıboş gezerdi; baykuş gün ortasında ince okaliptüs dallarından birine tünerdi. Onu hareketsiz, yuvarlak ve büyük gözlerini kapatmış bir halde görebilirdiniz. Tavşanlar gözden kaybolur, bahçe yeşerir ve mavi Pasifik usul usul akardı.

Yalnızca insan evrenin düzenini bozar. İnsan, acımasız ve son derece şiddet yüklüdür. Nerede olursa olsun kendisinde, dünyada sefalete ve karışıklığa neden olur. Yakıp yıkar, yok eder, şefkati yoktur. Kendi içinde düzeni yoktur, dokunduğu şey kirlenir ve karmaşıklaşır. İktidara, hileye dayanan, kişisel ve milliyetçi, grupları birbirine düşüren, çetelere özgü bir politikası vardır. Ekonomisi sınırlıdır, dolayısıyla evrensel değildir. Toplumu özgür de olsa, zulüm altında da olsa ahlaksızdır. İnanmasına, tapınmasına ve bitmek tükenmek bilmeyen anlamsız ritüeller gerçekleştirmesine rağmen dindar değildir. Neden böylesine zalim, sorumsuz ve bütünüyle ben merkezli bir hale gelmiştir? Neden? Bunun yüzlerce açıklaması vardır, kitaplardan ve hayvanlar üzerinde yapılan deneylerden elde edilen bilgilerle kurnazca açıklama yapanlar, beşeri kedere, tutkuya, gurura ve ihtirasa kapılırlar. Tanım tanımlanan değildir; söz şey değildir. Dış nedenler aradığı için mi, çevre insanı biçimlendirdiği için mi, dış dünyada yaşadığı değişimlerin kendi içindeki insanı dönüştüreceğini umduğu için mi? Duygularına bağımlı olduğu, anlık gereksinimlerine yenik düştüğü için mi? Bütünüyle düşünce ve bilgi aktarımı içinde yaşadığı için mi? Yoksa çok romantik, duygusal olduğu için mi idealleri, düşleri, büyüklenmeleri söz konusu olduğunda bu derece zalimleşebilir? Birileri ona sürekli önderlik ettiği için, kendisi bir takipçi olduğu için mi yoksa bir lidere, bir guruya dönüştüğü için mi?

Bu iç ve dış ayrımı, çatışmalarının ve sefilliğinin başlangıcıdır. Bu çelişkiye, bir ezeli gelenek ağına yakalanır. İnsan, bu anlamsız ayrıma yakalanınca, yiter ve başkalarının esiri haline gelir. Dış ve iç, düşüncenin imgelemi ve uydurmasıdır; düşünce bölük pörçük olduğu için düzensizlik ve çatışma yaratır, bu bölünmedir. Düşünce, düzeni, erdemin zahmetsiz bir biçimde akışını sağlayamaz. Erdem bellekteki şeylerin, tapınımın sürekli yinelenmesi değildir. Düşüncenin bilgisi zamanı bağlar. Düşünce doğası ve yapısı gereği yaşamın tüm akışını tam bir hareket olarak yakalayamaz. Düşüncenin bilgisinin bu bütünlük karşısında içgörüsü yoktur; algılayan konumunda, dışarıdan içeri bakan konumunda olduğu sürece, seçim yapmadan bu bütünlüğün farkında olamaz. Düşüncenin bilgisinin algılamada bir yeri yoktur. Düşünen düşüncedir; algılayan algılanandır. Ancak böyle olduğunda günlük yaşamımızda çabasız bir hareket söz konusu olabilir.

Sonraki >

    Sayfa Basi
Yazıların hakları yazarlara aittir. Lütfen kendilerinden izin almadan yayınlamayınız
Ruhun özü Krizalit içinde saklı. Yıldız tozları, yeniden doğuşun işareti. Bir kelebek, reankarnasyon sancılarında ağulu yeşil çocukluk pembesi Sarı hüznü yılların düşsel uçuşlarda... Haberci Güvercin İnsan bedeninde kanatları hiiiç yok olmadan Melek şekline büründü ruh Basubadelmevt! Ruhun Yükselişi Seni Seviyorum Kelebek ömrü kadar sonsuz. Başka hayatlarda yitirip, Farklı boyutlarda bulduğumuz birileri. Ruhun Yükselişi! Seni Seviyorum