Koyu yeşil renkli yaprakların arasında kırmızı bir çiçek var, verandadan yalnızca bu çiçeği görebilirsiniz. Tepeler, ırmak yataklarınızın kırmızı kumları, büyük ve yüksek banyan ağacı, pek çok demirhindi ağacı da var, ama yalnızca o neşeli, kıpkırmızı çiçeği görebilirsiniz. Başka hiçbir renk yoktur; şurada burada mavi gökyüzü parçaları, alev saçan ışık bulutları, menekşe renkli tepeler, pirinç tarlasının canlı yeşili, bütün bunlar yitip gider, yalnızca o çiçeğin olağanüstü rengi kalır. Bütün göğü ve vadiyi kaplar, bu çiçek solup dökülecek, yok olacak, ama tepeler yerinde durmayı sürdürecek. Ama bu sabah bu çiçek sonsuzluktu, bütün zamanın ve düşüncenin ötesindeydi; içinde bütün sevgiyi ve sevinci taşıyordu; bu çiçekte duygusal ve romantik saçmalıklar yoktu, hiçbir başka şeyin simgesi değildi. Yalnızca kendisiydi, akşama ölecekti, ama bütün yaşamı barındırıyordu. Uslamladığınız bir şey olmadığı gibi, usdışı, romantik bir düş de değildi; bütün tepeler ve birbirini çağıran sesler kadar gerçekti. Bütün yaşam meditasyonu bu çiçekteydi; yanılsama ancak olgunun etkisi sona erdiğinde var olabilir. Etkilenme, alışkanlık ve sonsuz güven arayışıyla körelmiş ve duyarsızlaşmış bir zihin üzerinde, güzelliği hiçbir yoğun etki yaratmayan böylesine ışık yüklü bir bulut, gerçekliktir. Ünde, ilişkide, bilgide güven arayışı duyarlılığı yok eder, yozlaşma başlar. Şu çiçek, şu tepeler ve azgın mavi deniz, tıpkı nükleer bombalar gibi, yaşamın meydan okumalarıdır; ama yalnızca duyarlı bir zihin bunlara bütünüyle tepki verebilir; yalnızca tam bir tepki hiçbir çatışmaya neden olmaz, çatışma, tepki eksik olduğunda vardır.
Sözde azizler ve sanyasiler zihnin körelmesine ve duyarlılığın yok olmasına büyük katkıda bulunmuşlardır. İnanç ve dogmayla güçlendirilen her alışkanlık, tapınım, ritüel, her duyumsal tepki arındırılabilir ve arındırılmaktadır, ama dikkat içeren farkındalık, duyarlılık bütünüyle farklı bir konudur. İçinizin derinliklerine bakabilmek için duyarlılık kesinlikle zorunludur. Bu içe doğru yapılan hareket, dışa karşı bir tepki değildir; iç ve dış iki aynı harekettir--birbirinden ayrı değildir. Bu hareketin iç ve dış olarak bölünmesi duyarsızlık yaratır. İçe yönelme, dışın doğal akışıdır; için hareketi kendine özgüdür, dışta ifade edilir, ama dışın bir karşı hareketi değildir. Bu bütün hareketin farkına varılması duyarlılıktır.