Üç taş merdiven yaşamın bir yolculuk belki de kanlı düğünlerinde durdu bir an zamanın bir yerinde... Üç taş merdiven bir mağara girişi.. karanlık zifiri karanlık...
Öncesi bir şato yükseklerde olduğunu sandığım, yükseldikçe küçülen kaybolan bir şato bir masal.. Bir anlatı dağılan eski kitap sayfalarının içinde.. iki pastel renkli çiçek bir anımsama... İki çiçek renkleri sahipsiz, renkleri donuklaşan... parıltıları duvarlarda dağılan kaybolan iki çiçek, yansıyan yansıtan iki çiçek.. Ve duvarlar, kapıların içlerinde kaybolduğu duvarlar.. renksizleşen duvarlar.. çatladı... ayrıldı birbirinden toprak ve taş... ayrılıp birleşti... yıkıldı... duvarlar.. Renksiz kokusuz bir yok oluşun şahitliği...
Yıkılan duvarların ötesinde adımların donukluğu, korku .. duvarların ötesinde çok önceden gördüğü merdivenler ... Karanlığa inen merdivenler, bir mağara ... adımlarında ki korku sızı.. ardında ! ardında hiç bir şey yok ! toprak herşeyi örttü ..
Yeniden şimdiye, öncesinden... Karanlığına.. ne olacağını bilmediği, karanlığa doğru sızılı adımlarım... Şimdiden uzağa, göremediğim karanlık kapıdan içeri doğru düşünceler..
İlk merdivende kuşkular.. İsimsiz.. İkinci merdivende özlemler; üçüncü merdivende acı ile yok olan.. Sislerin beyazlığını aradığım, karanlık... Üçüncü merdivende sızı dindi, herşey dindi... korku.. Bir boşluk, nemli toprak yada içinde kaybolacağım bir su.. Boşluk, nem, su... Şimdi, öncesi ve Orası !
Bir rüzgar, evet rüzgar içerden esen bir rüzgar karanlığın içinden gelen ılık bir rüzgar. İlk adım buzla(?) kaptı yola... İlk adım beyaz taşlarda.. adımlarımın altında parlayan beyaz zemin ışıl ışıl! her adımda ayaklarım altında ışıldayan... Bu bir düş.. duvarlarda ellerimin dokunduğu her yerde bu ışıltılar... Sessizlik.. sadece dokunuşlarımda parıltılar... Koşar adımlarla ilerliyorum, durup ardıma bakıyorum karanlık, ileride ışık yavaşça sarıyor etrafımı.. Her adımda yansıyan benden bana yansıyan... yalnızca yansıyan ‘ışık’...
Göz yaşlarımın düştüğü zeminde ışıklar.. her dokunuş, her adım, her yanımdan ışıklar ışıklar ışıklar...
Bir ses; bir damla düşüyor karanlığın içinde, bir damla.. Bir kuyu, bir su birikintisi, uzaya açılan bir ‘delik’... Orada, o sonsuzluğun içinde, o yansımanın içinde, o derinliğin içinde bir karşılaşma.. Kendim ... sen... bir melek...
“Olağanüstü ödüller, olağanüstü yaşamlara verilir ...” Yolumuz derin yüksekliklere elele IŞIĞIN AŞKIYLA!
Sana o yığını, o terkedilmişliği, o yalnızlığı, o çaresizliği, ölümleri, doğumları herşeyi anlatacağım... Sana herşeyi anlatacağım gördüğüm... Sana tüm zamanları, sana çiçekleri, o rengarenk çiçekleri, sana karanlık bakışları, donan yüzleri ışıltısız gözleri.. sana herşeyi anlatacağım kendime tüm yolculukları, tüm düşleri yeniden yeniden... tüm yorgunlukları.. sana herşeyi anlatacağım içimde karışan, eskiyen, doğan ama henüz hiç nefes almamış olanları...
Anlamlar anlattıklarımın içinde değil...................... kendi içinde anlattıklarım kendi içinde.. herkesin içinde herşeyin içinde, anlattıklarım benim değil artık ..
Sorularım tükeniyor sorularım .. yanıtlarım...
Efsun_i |