Ana Sayfa arrow İlhan İrem arrow Öteden arrow Pencere'den Baktım... Köprü'yü Geçtim... Ve Ötesi'ne Ulaştım Yazı Boyutu: + | -

 

 

Ana Sayfa
Kanat Sesleri
Yolculuklar
Makaleler
Araştırmalar
İÇ'ten
Sonsuzluk Notaları
Yönsüz Akışlar
İlhan İrem Forum
.....:: BİRileri ::.....
İlhan İrem
Halil Cibran
Krishnamurti
Mevlana
Osho
Yunus Emre
........................
Haber ve Duyurular
Kanat Sesleri'nde
Duvar Kağıtları
Bilgi İsteği
Dinle'nce
Linkler
Arama
İletişim
Mesajlar
Gelen Kutusu

Yeni mesajınız yok.

Kullanıcı adı

Parola

Beni hatırla
Parolanızı mı Unuttunuz?
Hesabınız yoksa,
oluşturabilirsiniz

 

 

.....
 
Pencere'den Baktım... Köprü'yü Geçtim... Ve Ötesi'ne Ulaştım Yazdır E-Posta

Boşver Arkadaş'larla, Yazık Oldu Yarınlara'larla, Anlasana'larla, sazlıklarla, ördeklerle yürüyüp giderken, bir gün bir sevgili girdi yaşantıma ... Sene 1982... Bana dedi ki; "Niye kendini kısıtlıyorsun?...Yapabileceğin çok şey var... Yoğunluğunu görmüyor musun? ... Resimler yapabilirsin, kitaplar yazabilirsin, hatta müziğini bambaşka bir evrenselliğin kollarına atabilirsin..."

İşte "Yeni İlhan İrem" macerası böyle başladı... Karşıma çıkan o sevgili etten-kemikten bir dişi değildi... Düşümdeki sevgili o... Bir İlham perisi belki... Belki de göksel bir ışığın uzantısı... Her resmimde, her yazımda, her şarkımda ayrı bir isim veriyorum ona...

     Bazen "Sevecen" diyorum...
     Bazen "Uzaklarda biri var..."

Ama o düşsel sevgiliyle en uzun maceramızı "Pencere... Köprü... Ve Ötesi..." adlı, kitabını da yayınladığım müzikal öyküde yaşadık... Bu maceranın bir kitap olması ve Pencere, Köprü, Ve Ötesi adlarında birbirinin devamı olan üç uzunçalarda tamamlanması beş sene sürdü... (1982-1987)

Pencere, bir yıllık bir hazırlık sonucu 1983'te çıktı.... İçindeki Günaydın, Dünya, Terazi, Sevecen, Yalnızlık Penceresi gibi şarkılarla duyurdu kendini ve bir yıl içinde "altın plak" aldı...

Pencere, doğumla başlayıp ölümle biten bir yaşam öyküsüydü, 48 dakika ve kesintisiz... Ama benim düşüncemde Pencere, yeni bir müzikle, yeni bir sevgili ile ürkek bir tanışma idi... Otantik denemeler, rock açılımları... Ve her şey cımbızla konmuş gibi ürkek ve azar-azar... Yağmurlu bir şemsiyenin altında usul usul bir tanışmaydı Pencere...

Köprü ise Pencere'nin devamı idi... 1985 yılında çıktı... Tümüyle elektroniğe yöneldiğim en çok yadırganan "ağır vaka" bir çalışmaydı Köprü... En uçuk günlerimdi onlar...

Köprü'yü hazırladığım yıllarda çok güzel insanlarla tanıştım... O kadar ki, bazılarının bu dünyadan olamadıklarından konusunda tereddüte düşebilirsiniz...

Stüdyolarda, metafizik toplantılarında, dünya gerçeklerinden kaçışlarda geçen deli-dolu günlerde hazırlandı Köprü...
Ama bana sorarsanız; Pencere'de ürkekçe tanıştığım sevgiliyle yatağa girmekti Köprü... En deli sevişmeler gibi şaşırtıcı bir yapıttı...

     Şimdi ise yeni vuslatlara kadar sevişmeler bitti...
     Ve Ötesi, sevişmenin ardından bir sigara yakıp dinlenmek gibi bir yapıt oldu...

Dinlerken İlhan İrem'in ulaştığı huzur ortamını bütün dokularınızda hissedebilirsiniz...
"Ve Ötesi neyi anlatıyor?..." derseniz, size tek bir kelimeyle yanıt verebilirim; "SEVGİ"

Bundan sonra yapacağım bütün çalışmalarımda tek bir olgunun hizmetkarı olacağım... Sevginin... Sevginin hizmetkarı oldukça, onun efedisi olursunuz. Ben sevginin efendisiyim...

Altı-üstü kirlenen, atmosferi delinen, cephaneliğe dönen dünya üzerinde insanlara sevgiyi anlatmalı tüm sanatçılar... çünkü tek gereksinmemiz sevgi...
Ütopik gibi görünse de, birbirimizi severek ulaşacağımız çok güzel bir dünya olduğuna inanıyorum...

Sevgi ışıktır... Ve ben, insanlara huzurlu şarkılarda ışıklı sözler söylemek istiyorum...
Ve Ötesi huzurlu bir ilhan İrem'in ilk çalışmasıdır... hazırlanması iki yıl sürdü... İlk kez kendi grubum çaldı... "Pencere... Köprü... Ve Ötesi..." öyküsü "Ve Ötesi" ile son buldu... Bugüne dek yaptığım çalışmalar içinde en güzeli oldu diyebilirim... Ama istediğim müziğe ulaşmış değilim hala...

Evrensel boyutlarda çalışmalar yapmak istiyorum... Yapıyorum da... Ne ki, yurtdışındaki meslektaşlarımla bana ya da bize, Türk sanatçılarına eşit haklar tanınmıyor kendi ülkemde... Bir George Michael, bir Madonna, ya da Genesis haritada yerini bile zor bulabileceği Türkiye'nin ekranlarında, diskolarında, müzik dergilerinde daha plağı çıkar çıkmaz boy gösterebiliyor...

Onların bu ışıklı gösterisi sürerken biz Türk sanatçıları denetim kurullarının arşivlerinde  sıramızı bekleyerek, Türkiye'de sanatçı olmanın ezikliğini yaşıyoruz...

Dillerde dolanan şarkılar, batılı gözde sanatçıların gücünü bizlerin güçsüzlüğünü kanıtlamıyor... Açsınlar bütün kapıları hakça bize de, görsün o zaman Türk gençliği kim daha yüksek bir beğeni tahtına oturuyor gönüllerde...

O zaman "Türk Hafif Müziği" diye yutturulan fabrikasyon yapımların hiçbir şey olmadığını anlar herkes...

Uygulanan, kökü dışarda bir yoketme politikasının uzantısıdır...

Bu toprağı nefesini evrensellikle dile getiren tüm çağdaş sanatçılar, yüz binleri geçmeyen bir tiraj içinde dinazorlarla mücadele etmek zorunda bırakılıyor... Aslanların önüne atılan kendi müzikleriyle ele geçirsinler kültürümüzü.. Kendi tosunlarına benzetsinler gençlerimizi...

Yanlış anlaşılmasın, klasiklerden Rock Müziğe, Caz'a kadar bütün yabancı müzikleri çok severek dinliyorum.. Ancak onlarla kendi ülkemde eşit şartlar altında duyurulmak istiyorum... Bir gün FM'i açtığımda yabancı gruplarla ya da sanatçılarla yapıldığı gibi, bir Türk sanatçısının da hayatı ve yapıtları ile ilgili detaylı bilgiler verilmesini, yapıtlarımızdan özgürce örnekler sunulmasını isterim... Türk genci, radyolardan, ekranlardan, dergilerden tüm yabancı oluşumları en ince ayrıntılarına kadar öğrenirken, bir İlhan İrem ne yapmak istiyor?, bir Barış Manço neyin savaşını vermiş? Bir Zülfü Livaneli'nin, bir Özdemir Erdoğan'ın hayatını, yapıtlarını yıl-yıl radyolardan, ekranlardan, dergilerden öğrenmesi gerekir...

Bunun için küçücük bir hareket  yeterlidir; Yabancılara sonsuz bir hoşgörü ile yaklaşan denetim, yeşil ışıklarını eşit şartlar içinde biz Türk sanatçılarına da açsın yeter... Gerisini biz halleder, Türk pop Müziğini alır, evrenselliğin yüreğine oturturuz...

Şartlar böyleyken dahi ümitliyim... Artık birçok çağdaş Türk sanatçısının yapıtları daha çok satıyor... Çağdaş düşünen gençler tanıyorum, hergün çoğalarak...

Geçmişte yapılan yanlış uygulamalar düzelecek, Batı Müziği'nin tek renkli yelpazesine Türk Pop Müziği de özgürce karışarak daha ışıltılı müzik ortamını oluşturacaktır...

Zaten zaman zaman geçmişle hiç ilgilenmez, hep geleceğe yürür...

Ve gelecek sevgidir... gelecek özgürlüktür...

Gelecek bizi...

İlhan İREM
Hey Dergisi
4 Ocak 1988


< Önceki   Sonraki >

    Sayfa Basi
Yazıların hakları yazarlara aittir. Lütfen kendilerinden izin almadan yayınlamayınız
Ruhun özü Krizalit içinde saklı. Yıldız tozları, yeniden doğuşun işareti. Bir kelebek, reankarnasyon sancılarında ağulu yeşil çocukluk pembesi Sarı hüznü yılların düşsel uçuşlarda... Haberci Güvercin İnsan bedeninde kanatları hiiiç yok olmadan Melek şekline büründü ruh Basubadelmevt! Ruhun Yükselişi Seni Seviyorum Kelebek ömrü kadar sonsuz. Başka hayatlarda yitirip, Farklı boyutlarda bulduğumuz birileri. Ruhun Yükselişi! Seni Seviyorum