Ana Sayfa arrow İlhan İrem arrow Dediler "Ki" arrow En karanlık saati gecenin... Yazı Boyutu: + | -

 

 

Ana Sayfa
Kanat Sesleri
Yolculuklar
Makaleler
Araştırmalar
İÇ'ten
Sonsuzluk Notaları
Yönsüz Akışlar
İlhan İrem Forum
.....:: BİRileri ::.....
İlhan İrem
Halil Cibran
Krishnamurti
Mevlana
Osho
Yunus Emre
........................
Haber ve Duyurular
Kanat Sesleri'nde
Duvar Kağıtları
Bilgi İsteği
Dinle'nce
Linkler
Arama
İletişim
Mesajlar
Gelen Kutusu

Yeni mesajınız yok.

Kullanıcı adı

Parola

Beni hatırla
Parolanızı mı Unuttunuz?
Hesabınız yoksa,
oluşturabilirsiniz

 

 

.....
 
En karanlık saati gecenin... Yazdır E-Posta
Ekleyen Özlem Süyev Zat   

...gün doğmadan az önce olan zaman...

Evrenin sonsuzluğunda, o muhteşem ruhunla, kısa bir mola için uğradığın bir liman olsa da dünya, - iyi- ki doğdun İlhan İrem, 1 Nisan’lar seninle daha bir ışık ve sevgi dolu... Yolculuk, içi sıcacık buz saraylarına...
“Önce delice bir suç, sonra gülümsemeler, ucu kırılmış, kim bilebilir, varken yok olan bir çift siyah eldiven... Kalbimde dönen sayıklamalar, varken yok olan bir çift siyah eldiven... Neydi? Neydi, beklediğim ne? Korkunç labirentlerde, büyü maskları, kopuk bir çember, kopuk hayatlar, bir çift siyah eldiven...” Hayat, kimi zaman tam da bu, İlhan İrem şarkısında olduğunca labirentlere sürükler bizleri... Çok fazla şeyi bildiğimizi sandığımız anlarda, aslında hiçbir şeyi bilmediğinizi fark eder, bir hiçliğe sürüklenir ve boşluklarda savruluruz...

Tiyatrocular buna “trak” gelmesi diyorlar. İşte o anlardan birinde, düştüm bu şarkının girdabına... Neydi, aradığım ne??? Gülümseyen yüzlerin ardında gizliydi büyü maskları ve bazen en güvendiklerimiz bu maskların ardından, haince süzüp durmaktaydılar bizi... Biz ise, savunmasız, korunmasız bir güvenle açmaktaydık onlara kendimizi... Olmamız gerektiğince özgür ve yüreklice...

Peki anlıyor muydu onlar bunu? Gerçi anlamasalar da olurdu. Ama keşke, hainleşmemeyi başarabilselerdi... Bunu bizler için değil, sadece kendileri için yapabilselerdi... Bir anlayabilselerdi; kötülüğün gözleri daima içe bakar ve sadece kendine yönelir yaptığın kötülük... Her kötü görünenin ardından, saf ruhlara kalan sadece “bir çift siyah eldivendir, varken yok olan...”

Ah o siyah eldiven! Tam boğazımı sıkmak üzereyken, her daim ruh dostum olan, İlhan İrem’in, yaklaşık 10 yıl önce bana yolladığı yazılar geçti elime. Vazgeçemediği daktilosundan çıkmış satırlar, zihnime akarken, yanıtlar da bir biri ardına geliyordu. Okudukça, her zamanki gibi yine, varlığında kendimi buldum... O’nun deyimiyle; “geleceğe ilerleyen, alınmaz, yıkılmaz bir kale olan” şarkılarını dinlediğimde olduğunca, bu yazılarda da, kendi ruhuma doğru yol almaya başladım... Huzurlu bir gizemdi bu... Ve diyordu ki; “Tümüyle gerçek olan, olağanüstü bir düş dünyasının kapılarını aralayan kainatlar; bana; hiç hoşnut olmadıkları yaşam koşuşturmalarında; dostluk olmayan dostluk, sevgi olmayan sevgi, aşk olmayan plastik yakınlaşmalardan öte, başka bir gerçeklik arayan insanların duyumsayabileceği büyülü bir anlatım verdi. Gelecek, dünyevi saçmalıklarından arınabilmiş evrensel insanların olacaktır...”

Ertesi gün telefonum çaldı. Arayan İlhan İrem’di... Huzur veren yumuşacık sesiyle beni yine bu zorlu geçiş dönemimde yalnız bırakmamıştı... Birden fark ettim ki, O, benim yolculuğumun en zorlu dönemlerinde, daima yanımdaydı... O’na herhangi bir çağrı yapmasam da, duyduğum O’nun sesiydi; “Senin bana bir şey anlatmana gerek yok, bizim zihin fax’larımız her daim çalışıyor,” diyen de, yirmi yıldan bu yana bitip tükenmeyen sevgisi, dostluğuyla yanımda olan da yine oydu...

İşte yine, O’nun benim için değerini bir kez daha kavrıyordum. Ben yönümü kaybetmiş halde etrafımda olup bitenlere şaşkınlıkla bakarken, O bana yine doğruyu gösteriyordu. Ve “ Bireysel tekamüle inan,” diyordu. “Kimsenin peşinden gitme... Şifayı kendi gücünde ara... Parayı, ruhsal öğretide amaç haline getirenlerden uzak dur. Evrenin yasaları parayla bağdaşmaz... Seni, kimsenin çıkarları, hırsları ve maddi beklentileriyle hırpalamasına izin verme ve her kim olursa olsun, seni üzenleri hayatından uzak tut. Hiç bir şey dışarıdan gelmez, her şey sende zaten vardır. Her şeyi kendinden sor. Tüm yanıtlar sendedir, tüm yaratımlar seninledir...”

Benim de bildiğim, inandığım bunlardı. Ama ne olmuştu da bu “trak” dönemine girmiştim. Ve o dönem öncesi, gücümü, neden öfke gösterileriyle ortaya koyar olmuştum?
O’nunla konuştuktan sonra anladım ki, ben bir süre, aslında ruhumun bana öngörmediği bir şeylere ve yerlere sapmıştım. Bana, ruhsal planıma uygun olmayanları aşılamaya çalışanlara fazla değer vermiştim. Ruhum ve meydana gelen olaylar beni uyarsa da ben görmezden gelmiş ve bu yolda ilerlemeye devam etmiştim.

O bana her zaman, O’nu en iyi anlayan sevecenlerinden biri olduğumu söylerdi... Ama o sevecen şimdi, göksel pencereleri çarparak kapatıyordu... Her yan görünmezliğin ışıltısındaki, cam kırıklarıyla doluydu... Köprülerimi yıkıyor, taş taş üstünde bırakmıyordum... Koridorlarımı bilerek labirentlere çeviriyordum... Öfkeli Mars benimle burçsal bağlantısını negatife çevirmiş ve hayatımı toza, dumana boğmuştu... Halbuki biliyordum ki, böylesi savaşçı bir burçta, Dünya’da, bedenlenmeyi seçmiş olmam, öfke dolu ve kanlı savaşlar için değil, barış adına mücadele içindi... Yenilmemek içindi; güzellikleri çirkine dönüştürmeye çalışanlara... Ama şimdi yıldızım Mars bile bana karşıydı...

Aslında bana öyle geliyordu. Çünkü o an, her şeye karşı olan bendim... Ruhuma karşı savaşıyordum... Yaşamımda ilk kez ruhuma meydan okuyordum... Oysa ki biliyordum onun gücünü... Denemek istediğim neydi; Özlem’in gücü mü? İçimdeki, “ben”in son vahşi çırpınışlarını mı deneyimliyordum? Neyin farkındalığına varmam gerekiyordu, kendi ruhuma bile isyan ederken?... Katastrof... Bilinmezlik... Ve öfke...

Işıltılar içinde
Tutsaklığı yaşarlar
Bana benzer göklerde
Çivilenmiş yıldızlar...”
Belki de hissettiğim buydu... Ruhum bana artık bu çivili gök çarmıhtan çıkmayı öngörüyordu ben ise, direniyordum orada öylece kalmak için... Ruhum “Haydi!” dedikçe ben daha da “mıh”lıyordum kendimi bulunduğum yere... Aslında zaman gelmişti; artık eski olanı bırakıp, yeni olana gitme zamanıydı...

Belki, İsrafil borusunu çalmıştı... Lusifer ve Mikail el ele tutuşmuş artık evrensel gerçekleri görmemizi bekler olmuşlardı; iyilikte kötülük, kötülükte iyilik saklıydı... Şimdiki an, uyanma ve görünmeyeni görme zamanıydı... Bildiğini unutma, unuttuğunu hatırlama, bildiklerini uygulama, bilmediklerini öğrenme zamanıydı... Off! Galiba benim için de bu kadar yoğun bir akışın katastrofunda boğulma zamanıydı; bedenini terketmeksizin ölmek ve aynı bedende yeniden doğmak için...

Tam yolumu kaybetmişken, işte o “trak” geldi. Boşluklara savruldum... Ne olduğunu kavrayamadım bir süre ve sonra dost bir ses beni yeniden kendime döndürdü. Ve o an tam anlamıyla anladım, O’nun bir röportajında sarf ettiği sözlerin anlamını;: “Köprü bir mutluluk öyküsüdür. Mutsuzluk, 'Artık bundan daha kötüsü olamaz..." denecek kadar doruklara ulaşsa bile, insan hiç beklemediği bir anda güzel günlere köprüler kurabilir... Aslında sevinçlere ve kederlere ulaşmak biraz da insanın kendi elindedir... Doğru kurulmuş sağlam köprülerle, doğru güzel günlere, çürük ve yanlış köprülerle yanlış yerlere varırız..."

O kıldan ince, kılıçtan keskin kutsal yaşam yolunda ilerlemek ne kadar da zordur. Her daim dengemizi kaybedip hiç de olmak istemediğiniz yöne düşebiliriz... İşte o anlarda bizi tutup kurtaracak gerçek bir dosta ihtiyaç duyarız... Gerçek ruh dostumuza... Sevgili Evren ve sevgili İlhan İrem, beni yeniden bana döndürdüğünüz, doğru bildiklerimin, gerçek doğrular olduğunu bana bir kez daha hatırlattığınız için teşekkürler... Ve iyi ki doğdun İlhan İrem; “Bu kurumuş dünyaya, ben seninle aşığım...” Hem artık bir şeyi çok iyi biliyorum, bunu da sen söylüyorsun:“En karanlık saati gecenin, gün doğmadan az önce olan zaman...”

Özlem Süyev ZAT
Metafizik Magazin
Nisan 2004


< Önceki   Sonraki >

    Sayfa Basi
Yazıların hakları yazarlara aittir. Lütfen kendilerinden izin almadan yayınlamayınız
Ruhun özü Krizalit içinde saklı. Yıldız tozları, yeniden doğuşun işareti. Bir kelebek, reankarnasyon sancılarında ağulu yeşil çocukluk pembesi Sarı hüznü yılların düşsel uçuşlarda... Haberci Güvercin İnsan bedeninde kanatları hiiiç yok olmadan Melek şekline büründü ruh Basubadelmevt! Ruhun Yükselişi Seni Seviyorum Kelebek ömrü kadar sonsuz. Başka hayatlarda yitirip, Farklı boyutlarda bulduğumuz birileri. Ruhun Yükselişi! Seni Seviyorum