Ana Sayfa arrow Araştırmalar arrow Yunus Emre'de Tasavvuf ve Eğitim Yazı Boyutu: + | -

 

 

Ana Sayfa
Kanat Sesleri
Yolculuklar
Makaleler
Araştırmalar
İÇ'ten
Sonsuzluk Notaları
Yönsüz Akışlar
İlhan İrem Forum
.....:: BİRileri ::.....
İlhan İrem
Halil Cibran
Krishnamurti
Mevlana
Osho
Yunus Emre
........................
Haber ve Duyurular
Kanat Sesleri'nde
Duvar Kağıtları
Bilgi İsteği
Dinle'nce
Linkler
Arama
İletişim
Mesajlar
Gelen Kutusu

Yeni mesajınız yok.

Kullanıcı adı

Parola

Beni hatırla
Parolanızı mı Unuttunuz?
Hesabınız yoksa,
oluşturabilirsiniz

 

 

.....
 
Yunus Emre'de Tasavvuf ve Eğitim Yazdır E-Posta

 Yazının Bölümleri
 Yunus Emre'de Tasavvuf ve Eğitim
 1. Hayatı ve Şahsiyeti Üzerine
 2. İnsan ve Eğitim Anlayışının Dayandığı Temeller
 2.1. Allah gerçeği
 2.2. Tabiat gerçeği (oluş)
 2.3. Ölüm
 3. İnsan Anlayışı
3.1. Yaratılış
 3.2. İnsan Bedeni ve Nefsi
 3.3. İnsanın manevî yönleri
3.3.1. Akıl ve bilgi
 3.3.2. Gönül ve sevgi
 3.4. İnsanın özü: benlik
 4. Eğitim Anlayışı
4.1. Eğitim gerekliliği
 4.2. Eğitimde yanlış anlayış ve uygulamalar:
.... medreselerdeki ilim öğretimi
 4.3. Yunus için gerçek eğitim ve uygulaması
 4.4. Eğitim için dilin önemi ve sohbet metodu
 4.5. Eğitimde öğrencilik dönemi: Dervişlik - Miskinlik
 4.6. Eğitim hedefi: kâmil insan (ârif)
  Sonuç
 Kaynaklar

3.3.2. Gönül ve sevgi

Yunus için insanın esas varlığı, içindeki ilâhi ben idi. İnsanın canı, aklı, bilgisi, kalbi, gönlü, sevgisi bu benliğin ana özelliklerini meydana getiriyor. İşte, insanın içinde, yüce Tanrı'ya en yakın olan, Allah'ı bilip, onu ve yarattıklarını sevip Allah'ın halifesi olarak insanın doğru iş görmesini sağlayacak olan gönüldür. Allah, inanan kullarının gönüllerindedir. Yunus şöyle diyor: "Gönül Çalab'ın tahtı, Çalap gönüle baktı
İki gönül bedhahtı, kim gönül yıkar ise." (119)
İnsana Allah'ın kendi ruhundan üflediği ve yüksek Tanrı katından bir parça olarak içimizde var olan şey gönüldür; gönüldeki inanç ve sevgidir. Yunus'un, dizeleri "düştü gönül" redifli ve insanın yaratılışından ölümüne kadar olan hayat dönemlerini anlattığı bir şiirinde, insanda hayatı yürüten aslî şeyin gönül olduğu belirtiliyor:

"Ata belinden bir zaman anasına düştü gönül
Hakk'dan bize destur oldu, hazineye düştü gönül.

Andan beni can eyledi, et ü sünük, kan eyledi
Dört on günü diyiceğiz, değirtmeye düştü gönül.

Yürüridim anda pinhan, Hakk buyurdu vermez aman
Vatanımdan ayırdılar, bu dünyaya düştü gönül."(198)

Burada, gönlün insandaki aslî varlık olduğu, canın dahi insana belli bir dönem gelip gitmesine rağmen, gönlün candan ve akıldan önce ve sonra hep insanla beraber olduğu anlatılıyor.

İnsandaki en yüce makam olan gönlün özellikleri nelerdir? Yunus bir şiirinde kendi gönlünü şöyle anlatıyor:

"Hakk bir gönül verdi bana, hâ demeden hayran olur
Bir dem gelir şâdi olur, bir dem gelir giryân olur

Bir dem gelir söyleyemez, bir sözü şerh eyleyemez
Bir dem dilinden dür döker, derdilere derman olur.

Bir dem çıkar arş üzere, bir dem iner tahte's-serâ
Bir dem sanasın katredir, bir dem taşar umman olur." (156)

Bazen câhil olup hiç bir şey bilmeyen gönül, bazen hikmetlere dalıp büyük bilginler gibi bilgi sahibi olur. Bazen viranelerde dolaşır, bazen "ins ü cânın sultanı" olur. Bazen müslüman, bazen hırıstiyan, bazen Hz.İsâ gibi müşfik, bazen Firavun gibi kibirli ve mağrur olur.

"Bir dem döner Cebrâil'e, rahmet saçar her mahfile
Bir dem gelir gümrâh olur, miskin Yunus hayrân olur."(156)

Allah'ın sevgi ve inayetine mazhar olmak, doğru yaşamaya niyetlenip bu yola girmek için, önce gönüldeki pislikleri temizlemek, gönlü arıtmak gerekir.

"Bir dona kan bulaşıcak, yunmayınca mismil olmaz
Gönül pisi yunmayınca namaz revâ olmayısar.

Gönül pisin yudun ise, kibr ü kini kodun ise
İkrâr bütün olmayınca erden nazar olmayısar."(47)

Gönlü temizlemenin şartı bütün nefis aldatmalarına karşı durmak, ikilik etmemek, yalan söylememek, söylediğinde samimi olmaktır. Sırat'ın çok ince bir yol, bir köprü olduğu şeklindeki söyleyiş, doğru yaşamanın inceliğini anlatmak içindir.

"Er ile yoldaş olan key olası gönülden
Alem yoldaş olurdu, olurmısa dil ile.

Dilden nesneye gelmez, suyıla gönül yunmaz
Gerçeğin gelenleri yederler bir kıl ile." (121)

Gönül yaşayışı sadece söz ve dil ile bir söyleyiş değil, gerçek bir yaşayıştır; yapmaktır, etmektir. Allah'a giden yol, insanın gönlünün içindedir. İnsan bu sırra ulaşıp oradan esas gerçeklik dünyasına geçmelidir. Yunus, Risâletü'n-Nushiyye'-sinde bu yolu şöyle anlatıyor:

"Hakk'a giden yolu gönlü içinde
Göremez ol anı yaddır ilinde.

Unat gör Hakk yolu gönülde sırdır
Bu cümle hâslar gönülde birdir.

Şular kim ol gönülden taşra kala
Nasibin aldırır ayruk ne ala.

Gönül an bilir gönül haberin
Kamu' gönüllerin içinde varın."(8)

Bütün gönüllerin içinde aynı öz olan "iman" olduğu için, gönülden gönüle yollar vardır. İnsanların anlaşmaları söz ile olur. Oluşu sürükleyen, en güzel şeyleri yaratan sevgi buradan kaynaklanır. Bu bağlantıyı Yunus şöyle ifade ediyor:

"El kalb ü min-el-kalb-i rezvenûn sorun nedir?
Her gönülden gönüle rast doğru yol değil mi?"(132)

Gönül, ezelî vatandan, Allah katından gelmiştir ve hep oraya özlem duyar, oraya gitmek ister. Burada gariplik duyar, âvâre âvâre dolaşır, gördüğü bütün nesnelerden kendine yardım etmesini ister.

"Daşdın yine deli gönül, sular gibi çağlar mısın?
Aktın yine kanlı yaşım, yollarımı bağlar mısın?

Nidem elim ermez yâre, bulunmaz derdime çâre
Oldum ilimden âvâre, beni bunda bağlar mısın?

Harâmi gibi yoluma aykırı inen karlı dağ
Ben yârimden ayrı düştüm, sen yolumu bağlar mısın?

Karlı dağların başında salkım salkım olan bulut
Saçın çözüp benim için yaşın yaşın ağlar mısın?"(190)

Yunus'un varlığındaki en yüce makam gönlüdür; gönlünün asıl vatanı olan Allah katından ayrılması, onda büyük bir rahatsızlık yaratmaktadır.

"Bir nazarda kalmayalım, gel dosta gidelim gönül
Hasret ile ölmeyelim, gel Dosta gidelim gönül."

diye başlayan şiirinde, can bedeni terketmeden, oraya düşman girmeden, yol için hazırlık yaparak, ili-şehri terkedip şeyh katındaki durağa ve oradan da asıl vatana gitmek ister.

"Bu dünyaya kalmayalım, fânidir aldanmayalım
Bir iken ayrılmayalım, gel Dosta gidelim gönül."(173)

Allah, Yunus için tek Dosttur; Allah katı Dost ilidir. Bu dünyada insanın tek kılavuzu gönüldür. Ona kılavuz edinen arzu ve hevadan geçer, öne-sona bakmaz. Bu nedenle ölüm anı gelmeden canı uyarmalı, Hz. Muhammed'in deyişiyle "ölmeden ölmelidir". Yunus, bu gerçeği şöyle şiirleştiriyor:

"Ölüm haberi gelmeden, ecel yakamız almadan
Azrâil hamle kılmadan gel Dosta gidelim gönül.

Gerçek erene varalım, Hakk'ın haberin soralım
Yunus Emre'yi alalum, gel Dosta gidelim gönül."(173)

Tanrıya gitmek isteyene, Tanrı "Hamza'ca kuvvet" verir. O zaman insan bütünleşir, bir büyük kuvvet olur.

"Gönlüm cânım, aklım, bilim senin ile karâr eder
Can kanadı açık gerek uçuban Dosta gitmeğe."(38)

Dosta gitmeye niyetlenen kişi için, Cennet ve Cehennem'i bile bu yolda kendini engellemeye çalışan bir tuzak olarak görür ve önem vermez.

"Tutulmadı Yunus cânı, geçti Tamu'dan Uçmağı
Yola düşüp Dosta gider, ol aslına uyakmağa."(38)

Yunus'un bedeni bu dünyadandır; burayı sever, burayı ister. Ama gönlü başka bir vatandandır ve vatan hasreti ile tutuşur. Kendi öz vatanına doğru sefer eyleyip bir kere Hakk'ın yüzünü gören gönül, artık bu dünyadaki hiçbir şey ile oyalanmamakta, Yunus'u tekredip gitmektedir. Bu durumdan şöyle şikayet eder Yunus:

"Nidem ben bu gönül ile, benim ile bir dem durmaz
Ma'şuk yüzün gördü meğer, öğütleyip öğüt almaz.

Tanrı için, ey ulular, gönlüm bana buluverin
Vardı, dost ile buluştu, buna geri boyun vermez.

Bunun gibi gönül ile nice dirlik edebilem
Bıraktı yabana beni, bir dem gelip halim sormaz.

Gönül bana yoldaş iken zühd ü taat kılarıdım
Yıkıldı bu tertiplerim, gönülsüzüm, elim ermez.
...
Eydür isem eyâ gönül hani fariza ya sünnet
Eydür yok teşvişi ko ya bu seviye amel sığmaz.
...
Gönlüm dahi, canım dahi, el-bir etti şol ikisi
Yüzbin Yunus'tan feragat, Dost yüzünden gözün ermez."(69)

Allah ile buluşan gönül, artık Yunus'un geride kalan, "yabanda kalan" varlığı ile hiç ilgilenmez, onu "Hakk'ı görmez" olarak niteleyip hiç değer vermez, nefisten gelen her türlü çekici sözlere kulağı tıkalıdır.

"Aldı benim gönlümü n'olduğum bilemezem
Yavı kıldım ben beni isteyip bulamazam.

Gönülsüz girdim yola halimden gelmez dile
Bir dem derdim demeye, bir dertli bulamazam."(93)

Yunus kime şikayet etsin ki, onun gönlünü alan Allah'tır. O da onun aşkıyla iyice esrimiş, kendinden geçmiş, hattâ bu esriklik içinde "Ene'l-Hakk" demine gelmiştir.

"Bu benim gönlüm alan doludur cümle âlem
Kancaru bakar isem onsuz yer göremezem."(93)

Yunus için, kendi varlığındaki ve insanların içindeki en değerli şey gönüldür. Çünkü orası inanmanın merkezi, insanda Allah'a giden yolun başlangıcı, hattâ inanmış kullarda Allah'ın insanın içine doldurduğu bir kaynaktır.

"Gönül mü yeğ Ka'be mi yeğ, ayıt bana akl' eren
Gönül yeğdirir zîra kim, gönüldedir dost durağı.

Bin kez hacca vardın ise, bin kez gaza kıldın ise
Bir kez gönül kırdın ise, gerekse var yollar doku." (135)

Bedenler geçicidir, gönüller ise yaşamaya devam eder. Bâki kalan ve Hakk katına giden, onunla tanış olan gönüldür. Gönül yıkan kişinin diğer bütün emeklerinin boş olduğunu Yunus çeşitli şiirlerinde anlatır:

"Ak sakallı pir koca, bilinmez hali nice
Emek yemesin hacca, bir gönül yıkar ise.

Gönül Çalab'ın tahtı, gönüle Çalap baktı
İki cihan bedbahtı kim gönül yıkar ise."(119)

Gene başka bir şiirinde, en yoğun ve meşakkatli ibadetlerden daha iyi olanın, bir gönüle girmek, bir gönül yapmak olduğunu anlatır:

"Yunus Emre der Hoca, gerekse var bin hacca
Hepisinden eyice bir gönüle girmektir."(163)

Önemli olan, Allah yoluna girip iyilikler etmek, güzel konuşmak, "alçakta durmak"tır. Bunların zıddını yaparak bir yere varmak mümkün değildir.

"Bir kez gönül yıktın ise bu kıldığın namaz değil
Yetmişiki millet dahi elin yüzün yumaz değil."(176)

Bütün kulların bu dünyadaki davranışlarını düzenleyen "büyük" öte-dünya armağanı Cennet'e ulaşma da, iyilik yapmaya ve gönülleri hoş tutmaya bağlıdır.

"Uçmak Uçmak dediğin, kulları yeltediğin
Uçmağın sermayesi bir gönül etmek gerek."(171) İnsan, duyu organlarının "dış algı"larına göre değil, onların içte iyi bir şekilde değerlendirmelerine göre davranmalıdır. Hattâ bilgili ve inanan bir insanın duyu organlarının algıları da değişik ve gerçeğin esas anlamına daha yakın olur. Olgun insan, dış duyu organları iç duyu organlarının kontrolünde olan, çevresindeki olayları özellikle gönül gözü, gönül kulağı ile algılayan insandır.

"Yunus, imdi sen Hakk'a er, dün ü gün gönlün Hakk'a ver
Gönül gözü görmeyince hiç baş gözü görmeyiser."(47)

Ama insanda gönül gözünün görmesi, can kulağının duyması en son mertebe değildir. Gönül bir kez Hakk yüzünü görünce insanı âşık eder, öyle davranışlar gösterir ki, insan deli olur. Gönül onu bırakmış, Hakk'a, Dost'a gitmiştir ve Yunus artık gönülsüzdür.

"Aldı benim gönlümü, n'olduğum bilemezem
Yavı kıldım ben beni, isteyip bulamazam.

Gönülsüz girdim yola, helimden gelmez dile
Bir dem derdim demeye bir dertli bulamazam."(93)

"Gönül nice dolana, ma'şukun bulmayınca
Kimse âşık mı olur gönülsüz kalmayınca."(118)

İnsan bu dünyada âdeta zincirlidir. Ama, eğer başka bir vatandan geldiğini anlarsa artık kendi birliğinin, gerçek birliğinin farkına varır. Eski varlığını harap edip yeni bir varlık kurar. Artık gönlün yeni bir seferi başlamıştır.

"Düşt' önüme hubbu'l-vatan, gidem hey Dost deyü deyü
Anda varan kalır heman, kalam hey Dost deyü deyü." (205) Gönül sevgi yeridir, içinde sevgi olmayan gönüller bir taşa benzer. Aşk gönlü yakar, yumuşatır, muma döndürür. Ama bu aşkı doğru seçmek gerekir. Eğer gönüle dünya sevgisi doldurulursa "Dost sevgisi"nin oraya girmesi zor olur. Oysa dünya da, dünya sevgisi de geçicidir; ebedî olan Hakk sevgisi, Dost sevgisidir.

"Dünyayı bırak elden, dünya geçmez bu yoldan
İki aşk bir gönülden asla geçmez bu haber.

Ya sevgil dünya tutgıl ya sevgil yol iletgil
İki da'va bir ma'na bu yolda sığmaz derler."(56)

Nedir bu yol? Bu, gönlün içinden Allah'a giden yoldur.

"Gir gönüle bul ordadır, benliğin defterini dür
Ol has gevher bil ordadır, sanma kim ol ummandadır."(56)

Yunus gönlünde bu zorlu sefere çıkmıştır. Ama bedeni hep bu dünyaya bağlı kalmakta, gönlü Hakk ile tanış olduktan sonra hep ona gitmeyi dilemektedir. Yunus, bu çekişmede gönlü tutmuş, Hakk'a âşık olmuş, gönlünde defalarca sefer etmiştir.

"Gönül usanmadın sen bu seferden
Çalabım saklasın seni haterden."(187)

Gönüle Allah aşkı düştükten sonra artık büyük çoşku başlamıştır. Dost yüzünü gösterdikten, her şeyin Dostun tecellisi olduğu görüldükten sonra insan şaşırır kalır. Yunus böyle yaşayışı, bulutlu havadaki görüşe benzetir. Gerçeği bir an apaçık görür, bir an hafif bulutlu. Ama hep gerçeğin özünde yaşamaktadır.

"Nitekim bu gönlüm evi aşk elinden taşagelir
Nice yüksek yürür isem, aşk başımdan aşagelir.

Ol dost ile benim işim bulut ile güneşleyin
Bir dem hicabı sürülür, bir dem hicap başa gelir."(163)

Ama âşık artık bu dünyadan vazgeçer. Gerçekliğin tadına varan, bu dünyadaki varlık ve oluşları çok değersiz görür. Aşka düşen gönül, insana devamlı bu dünyayı bırakması, candan vazgeçmesi yolunda öğüt verir.

"Benim garip gönlüm aşktan usanmaz
Varır aşka düşer, hiç bana dönmez.

Döner gönlüm bana öğüt verir hoş
Âşık olan gönül aşktan usanmaz."(165)

Yunus Emre gönül ve sevgi şairidir. Her canlının özünde aslî bir özellik olarak Allah'a sevgi vardır. Hattâ sevgi, Allah'ın tecellisinin ana dinamik gücüdür. Her şeyin kaynağında sevgi vardır. Evrende her zerrenin hareketi sevgi hareketidir. Her ikilik, ortaya yeni birlikler koymak içindir; her ilişki tekâmüle götürür. İhtiyaçlar, güzellikler hazlar hep sevgiyi ortaya çıkarmak ve güçlendirmek içindir. Bütün şekiller, sûretler ve çokluk hep sevgi ürünüdür.

Allah'ın sevgisi önce bilgi şeklinde, sonra çeşitli mertebeler halinde varlıklar ve olaylar olarak kendini gösterir. Her varlığın milyarlarca zerresi, her zerrenin içinde ölçülmesi ve izlenmesi zor bir çok değişme ve başkalaşmalar vardır. Bütün bu gelişmelerin dinamik gücü sevgidir. Allah, varlık evrenindeki gelişmeyi, değişmeyi, oluşu devam ettirmek; eksiklikleri tamamlamak, hamlıkları olgunlaştırmak için her varlığa kendi gücü, tabiatı ve ihtiyacı oranında sevgi vermiştir.

Sevgi, istek ve ihtiyaçları doğurur ve bunlarla da güçlenir. Bu evrendeki oluşun devamı için yemek sevgisi, buradan mal-mülk sevgisi, karşı cinse sevgi, çoluk çocuğu, aileyi, güzelliği, iyiliği, çalışmayı, bilgiyi sevme olmalıdır.

Dünya hayatının devam etmesini sağlayan bu sevgilerin çok büyük hikmeti vardır ve bunlara kökten karşı çıkmak Allah'ın tecellisine karşı çıkmaktır ve anlamsızdır. Bu sevgilerde aşırıya gitmek, bu sevgileri her şeyin yaratıcısı ve yürütücüsü olan Allah sevgisinden üstün tutmak günahtır ve zaten anlamsızdır da!

İlâhî sevgi bilgiye dayanır; bilgi de ilâhî sevgi ile tam, doğru ve faydalı bilgi haline gelir. Bilgiye dayanmayan bir sevgi, amaçsız bir harekettir. İçinde sevgi olmayan bir bilgiden çıkan gücün de insanlara ve tabiata zararlı olma tehlikesi büyüktür.

İlâhî bilgi ve sevginin en yoğun ve yüksek derecesi insandadır. İnsan en güzel sûrette yaratılmış, hattâ bütün evren insan için yaratılmıştır. Bu nedenle insan, bütün varlık kademelerini bilir ve sever. Sevgi ile bilginin her an beraber yürümesi, bizim evren içinde anlamlı yaşamamızı sağlar. Bunlar birbirinden kopuk olunca, insan kendi gerçek anlamından, yaratılış amacından uzaklaşmış olur.

Her canlının özünde bir sevgi kaynağı vardır. Bu kaynak çoğu kez nefsin arzu ve isteklerine yönelir ve bu dünyadaki oluşa her şeyin istekle katılmasını sağlar. Ama, özellikle insan için, bu kaynağın tamamen nefs emrine verilmesi bir felâket olur.

İnsanla Allah arasındaki en güçlü bağ, sevgi ve rıza bağıdır. Allah, kendisinin onları seveceği ve onların da kendisini seveceği milletler ister (Kur'ân-ı Kerim 5/54). Evrendeki bütün sevgilerin temelinde de Allah sevgisi vardır. Allah'ı seven, onun kullarını, yarattıklarını ve yaptıklarını sever. Sevgi lezzetinden bütün varlıkların faydalanmasını ister. İnsanı da, yeryüzünde Allah'ın halifesi ve "bütün varlıkları temsil eden en yüce varlık" seviyesine çıkartacak olan, bu davranış olacaktır.

Yunus'un sevgisi de gerek insanlar arasında gerekse tabiattaki bütün varlıklar arasında sevgi ve barış ortamı sağlamaya yöneliktir. Onun dünyasında kula kulluk yoktur; çünkü her şey Allah'a yönelmiştir ve ona kuldur. Bu nedenle, sevgiyi bozan, huzursuzluklar ve haksızlıklar çıkaran nefsanî duyguları kontrol etmek gerekir. Yunus

"Hakk cihana doludur, kimseler Hakk'ı bilmez
Onu sen senden iste, o senden ayrı olmaz.

Gelin tanışık edelim, işin kolayın tutalım
Sevelim sevilelim, dünyaya kimse kalmaz."(68)

dediğinde, anlatmak istediği sevgi genişliği budur.

Nefsin isteklerine aşırı derecede uyarak hep dünya nimetleriyle uğraşmak, bizi, hayatın gerçek anlamından uzaklaştırır. Dünya sevgisi, gerçek sevgiye geçişi önler. Kur'ân'da, çeşitli dünya nimetlerine sahip olma yerilmemiş, bunların sevgisinin Allah sevgisi üzerine çıkması yerilmiştir (Kur'ân-ı Kerim 9/24).

Sevginin bir ucu Allah, bir ucu insandır. Yunus ise, sevgileri kaynaştıran büyük bir insan! Allah da insan gönüllerine değin hayatın her safhasını ve bütün varlıkları sevgi içinde yoğurur; öyle ki, Yunus'un sevgisinde Tanrı ve insan içiçedir. Bu şekilde insanın değerini yükseltir; bütün acıları, zorlukları, üzüntüleri, korkuları, endişeleri bu sevgi ocağında eritir. O, Allah sevgisinin, canlılığın bir gereği olduğunu ve evrende her şeyin Allah'ı sevdiğini şöyle anlatıyor:

"Haktır, seni sevmeyenlere 'cansız sûrettir' der isem
Onun için canlılara senin gibi ma'şuk gerek.

Dev ü peri, ins ü melek, sever seni her mahlukat
Hayran olup ileyinde durmuş durur hûr' u melek

Yüzbin eğer cevr ü cefa uğrar ise sûretime
Hiç eksilmez şadılığım, cümlesin yur seni sevmek."(78)

Bu sevgi, henüz Allah'ın perdeli haline sevgi, tecellilerine sevgidir. Aslında bütün evren, ondan gelen ve ona duyulan sevgi ile, aşk ile sürüp gitmektedir.

"Ne var eğer Yunus dağı aşk içinde zerre ise
Aşk adıyla kâim durur yer ile gök, çark ı felek."(78)

Bu sevgi düzeni, insanın bu dünyaya gelmesinden sonra ortaya çıkmış bir şey değildir. Sevgi, Allah'a bağlı olarak ezelî ve ebedîdir.

Yunus'a göre sevgi Hakk'tan gelir ve evrenin her tarafına yayılır. Evrendeki yaratıcı Tanrı gücü, herşeyin özünde bulunan, ona yön ve hareket veren sevgidir.

Sevginin hastalıklı durumları olan nefret, kin, haset, kıskançlık v.s. ya sevgiyi engellerler ya da negatif ürünler çıkmasına neden olurlar. Sevginin bu marazî durumları, özellikle sevgi ters yönlendirildiğinde, dünya nimetleri üzerinde yoğunlaştırıldığında ortaya çıkmaktadır. Eğer sevginin temeline Allah, peygamber, gerçeklik ve doğruluk sevgisi konursa, bu ana sevgi diğer "nefis hastalıklarını" engellediği gibi, sevgi gücünün her şeye doğru ve âdil bir şekilde dağılmasını sağlar.

Yunus, Hakk'tan gelen sevgiyi, doğruluk ve adaletle bütün insanlara, canlılara ve evrene dağıtmış; sevgiyi öldüren kin, kıskançlık ve hasede karşı mücâdele etmiştir.

Evrende her şeyin temelinde sevgi olduğunu, bu sevgilerin çok çeşitli ve çok yönlü olduğunu Yunus, çeşitli şiirlerinde anlatmıştır.

"Aşksız âdem dünyada belli bilin ki yoktur
Herbir'si bir nesneye sevgisi var, âşıktır.

Çalab'ın dünyasında yüzbin türlü sevgi var
Kabul et ken'özüne gör hangisi lâyıktır."(56)

Yunus, Allah'a âşıktır ve bu aşk yaratılıştan daha önce başlamıştır.

"Benim Dost ile pazarım yaradılalıdan değil
Severidik ma'şukayı henüz gelmeden cihana."(117)

Yunus, bu dünyadaki aşkını sadece Allah'a yöneltmiş, onun sevgisi ile pişmiş, yanmış; dünyaya o sevgi ufkundan bakmıştır.

"Neyi severisem imânım oldur
Nice sevmeyesin, sultanım oldur."(4)

diyen Yunus göre, dünyayı sevenin imânı dünyadır. İnsanı hareket ettiren, onu belli yönlere sevkeden sevgisidir. İnsan neyi severse o yana gider; kişiye sevdiğinden öte menzil yoktur. Öyleyse, diyor Yunus

"Ya sevgil dünya tutgıl ya sevgil yol iletgil
İki da'va bir ma'na bu yolda sığmaz derler."(56)

Dünyayı, nakışı, nigârı, sevmeyi bırakmak gerek; çünkü bunlar fanidir. Bu dünyanın nakışı, rengi geçici olduğu gibi, Dost katında iki cihanın dahi bir değeri yoktur. İnsan, gönlünü ve gözünü Dost katından ayırmamalıdır.

Dosta âşık olan, canını ve gönlünü ona verir, hattâ bunda en küçük bir tereddüt göstermez, kendi özünden, kendi benliğinden geçer.

"Bu dünyada Dosttan artık Yunus kimseyi sevmedi
Bilmez misin, gayretsize dost u düşman gülesini."(130)

Allah sevgisi, özellikle bu sevgiyi yönlendirmek zordur. Çünkü O, herşeyin içinde ama bütün evrenlerin de dışındadır. İnsan zihninin onun zâtını anlaması, insan düşüncesinin onu kapsaması imkânsızdır. Bütün yüceliklerden yüce, bütün bilgi ve inançlardan üstte, bütün ifade araçlarının gücü dışındadır.

Yunus bu durumu şöyle anlatıyor:

"Ol benim sevdiğim, nigâr, nidem ol benden fariğ,
Ne verip hoş görünem iki cihandan fariğ.

Nicesi kulluğ ile sevlibilem ben ona
Hâs u âm onu sever, ol hep sevenden fariğ.

Yunus sen sever isen hakikat ma'şukayı
Fariğ ol cümlesinden, kevn ü mekândan fariğ."(73-74)

Yunus Emre bu zor olan yolu seçmiş, uzun dervişlik yılları boyunca bu sevgisini doğru hedefe yönlendirmeye çalışmıştır. Kavgalardan, da'valardan, nefsin dünya nimetleri içindeki boğuşmasından geçmiş, sevgi pınarına ulaşmıştır.

"Bize didar gerek, dünya gerekmez
Bize ma'na gerek, da'va gerekmez."(67)

Yunus, bu dünya için karar vermemiştir; bu dünyadaki her şeyden vazgeçer, Dost bahçesine gider, canlarla, gönüllerle biliş olmaya başlar.

"Ben gelmedim da'va için, benim işim seviy için
Dostun evi gönüllerdir, gönüller yapmaya geldim."(90)

Hakk'ı sevmeye başlayan Yunus'un gönlünden karanlıklar silinir, içi nur dolar, bu nur yeri-göğü kapsar. Böylece aşk, insanın içinde bir nur olarak, ışığı bitmez bir ay olarak parlar. Âşık, artık toprak beden içinde bir nur rahmetidir.

"Ben ayımı yerde gördüm, ne isterim gökyüzünde
Benim yüzüm yerde gerek, bana rahmet yerden yağar.

Sözüm ay-gün için değil, sevenlere bir söz yeter
Sevdiğim söylemez isem, sevmek derdi beni boğar."(157)

Bu dünyadaki çeşitli varlıkları olduğu gibi, Allah'ı "sevenler" de çoktur. Ancak bu sevgiler, hem bu dünya için hem öte dünya için samimî ve çok güçlü değildir; nefsi azdıracak bir şeyler kazanmak içindir. Gerçek âşıklar, hem bu dünyada hem öte dünyada nefisten ve nefsin isteklerinden geçerler, Hakk'ın hakikat denizinde erimek isterler. Artık onlar için bir tek hedef vardır: Hakk'ın sevgisi.

"Sekiz Uçmağın hurisi eğer bezenip geleler
Senin sevginden özgeyi gönlüm hiç kabul etmeye."(40)

Hakk gerçeğine ulaşan, onun sevgi denizine varan kişi, en güzel, en yüce şeylerden vazgeçer. Gerçek âşık, değer olarak, kendini bütün varlıkların ve evrenlerin üstünde görür.

"Ben seni sevdiğim için eğer baha derler ise
İki cihan mülkün verem, dahi bahası yetmeye."(40) Hayatını ayrıntılı olarak bilemediğimiz Yunus, aşk yolunun ayrı bir yol olduğunu göstermektedir. Bu yola, medreselerde okumakla, mescitlerde ibadet etmekle ulaşılamaz. Çünkü bu, tamamen ayrı bir dünyadır.

"Medreseler müderrisi okumadılar bu dersi
Şöyle kaldılar âciz, bilmediler ne babdurur."(60)

"Mescidde medresede çok ibadet eyledim
Aşk oduna yanıban, ondan hâsıla geldim."(97)

Yunus'u bu duruma getiren, aşk meclislerinin sohbetleridir. Bu sohbetlerde evrendeki her şeyin aşkla hareket ettiğini, devamlı olarak sevgilerin bozulup sevgilerin kurulduğunu, bütün evrenin aşka esir olduğunu, âşıklar arasında meleklerin bile üstü örtülü kaldığını anlatır.

Allah insanlara kendi özlerini, kendi özlerindeki ilâhî sözleşmeyi gösterince, gönül artık aşk tuzağına düşmüş olur.

"Biz tâlib-i ilmleriz, aşk kitabın okuruz
Çalap müderris bize, aşk hod medresesidir."(49)

Böylece Yunus'un ve tasavvufun eğitim anlayışının esas temeli ortaya çıkıyor. "Rabbü'l-âlemin", bütün evreni ve evren içindeki her şeyi terbiye ettiği gibi, Yunus'u ve dervişleri de "aşk" denilen okulunda eğitiyor.

İnsanların meşgul oldukları konular ise, yaşayışın dış yüzeyine ait basit meselelerdir. Kaldı ki, insanlar bu basit mes'eleleri bile çözemezler. Eğiticiliğini Allah'ın yaptığı aşk bahsine, okumuşların, âlimlerin akıl erdirebilmesine ve anlayabilmesihe imkân yoktur. "Bu bir acâyip haldir, bu hâle kimse ermez" diyen Yunus, şöyle devam eder:

"İlm ile, hikmet ile kimse ermez bu sırra
Bu bir acâyip sırdır, ilme-kitaba sığmaz.

Âlem ilmin okuyan, dört mezhep sırrın duyan
Âciz kaldı bu yolda, bu aşka el vuramaz."(167)

Bu aşkın anlaşılması ve yaşanabilmesi, ancak Allah'ın istemesiyle olur. Aşkı görmek için "ecelsiz ölmek", ölmeden can vermek gerekir.

"Hadistir Mustafa'dan, aşk ile ikrar dedi
Binde bir ârif bunu bulup okuyabilmez."

"Yunus cânını terket, bildiklerini terket
Fenâ olmayan sûret, şâhına vâsıl olmaz."(167)

İnsanın gönlüne bir kere aşk düştükten sonra bütün dünya nimetlerinden vazgeçilip nefsanî can feda edildiği gibi, sevgi gönüle sığmaz, oradan söz olarak, keramet olarak taşar durur. Evrendeki varlıkları ve oluşları sessiz olarak seyretme safhası geçmiş, "yadlık perdesi" aşılmış olur. Artık âşık söylemeye başlar

"İlm ü amel sözü değil Yunus dili söylediği
Dil ne bilir Dost haberin, ben Dost ile nice birim."(103)

Yunus, aşk halinde bütün evrenlerin hâlini, bütün zamanların akışını görüp öğrendiğini anlatırken, Kur'ân'daki "Eğer yeryüzündeki ağaçlar kalem olsa, denizler mürekkep olsa ve yedi misli deniz de yedekte bulunup yazılsa, yine de Allah'ın sözleri bitmezdi" (31/27) âyetine işaret etmektedir.

"Ben bir Kitap okudum, kalem onu yazmadı
Mürekkep eyler isem, yetmeye yedi deniz."(70)

Evrenler içindeki Allah'ın tecellisinin hepsi bir bütün, ve aşk tarafından yönetilen bir oluştur. Aynı bunun gibi, Allah'ın, insanlara kendi anladıkları beşerî dillerle gönderdiği kitapların hepsinin anlamı da birdir.

"Dört kitabın ma'nasın okudum hâsıl ettim
Aşka gelicek gördüm, bir uzun heceyimiş."(72)

Aşka düşmüş Yunus, bu dünyadan bezginlik duyar, kendini bir garip olarak hisseder. Kendi gönlündeki gerçeği bulduktan sonra bu dünyadaki anlamların, değerlendirmelerin kavgaların üzerine çıkar. Artık onun için yaşamak, ölmek, cins, din, ırk farklılıkları; hattâ inanma ve küfrün bile bir anlamı kalmaz.

"Dört kitabın ma'nası bellidir bir elifte
Bi dedirmegil bana, ben bu yoldan azarım.

Çün aşkın kitabını okudum tahsil ettim
Ne hâcet kim karayı ak üstüne yazarım.

Yetmişiki millete, suçum budur, Hakk dedim
Korku hıyanetedir, ya ben niçin kızarım.

Şerîat oğlanları nice yol ede bize
Hakikat deryasında bahri oldum yüzerim."(85)

Aşka ulaşanın daha önce kazandığı bilgilerin, ettiği ibadetlerin hiç bir değeri kalmaz. Artık o kula, sadece Allah'a yalvarmak düşer.

"Ne ilmim var ne tâatım, ne gücüm var ne takatım
Meğer senden inayetim, kıla yüzüm ak Çalabım."(92)

Çok kitaplar okuyarak bilgiçlik taslayan ve kendisine tuzak kuranlara meydan okuyan Yunus, önemli olanın aşk kitabını okumak ve sırları bilmek olduğunu vurguluyor; ona öğütler veriyor: İlmin yüzü okunmamalı, sözlerle-yazılarla vakit geçirilmemeli, hareket gösterilmeli, bilgiyi yaşamalıdır. Kafadaki gözle değil, gönüldeki bâtın gözüyle bakmalıdır. Âşık, ikilikten geçmiş, Dosttan yana uçmuş, Allah'ta yok olmuştur. Bu açıdan ilim, cübbe, tâc, taht gibi unsurların hiç bir değeri yoktur ve bu anlamda Yunus ümmidir.

"Âşık, ma'şuk birdir bize, aşktan gelir her menzile
Biçare Yunus ne bile, ne kara okudu ne ak."

Aşk bir sonsuz ilimdir, onun bir zerresi bütün diğer bilimlere değer.

"Aşk eteğin tutmak gerek, âkıbet zevâl olmaya
Aşktan okuyan bir elif, kimseden sual olmaya."(40)

Yunus, aşkın gücünü bu şekilde anlatırken, insanların diğer bilgi ve hareketlerinin de ancak aşk ile değer bulabileceğini anlatıyor:

"Miskin Yunus, zehr-i katil aşk elinden tiryak olur
İlm ü amel, zühd ü tâat bes aşksız helâl olmaya."(41)

Bu, bütün zamanlar ve mekânlar içinde insanların bilgi, davranış ve hareketlerinin Allah'ın sevgi düzenine uymakla en doğru değerler kazanacağının ifadesidir.

"İlminde gark olalı uş ben beni bilmezem
Dil ile söyleyiben vasfına eremezin."(112)

Bu ilimde akıl ve mantık durur, âdeta bunun içinde erir, esrir.

"Aşk imamdır bize, gönül cemaat
Kıblemiz Dost yüzü, dâimdir salât."(44)

diyen Yunus, Allah'a ulaşınca şirkin ortadan kalktığını, şeriatın kapıda kaldığını, insanlar için "elest" deminin sürekli olduğu ve "Evet, Rabbimizsin" yeminini hiç bir zaman unutmamamız gerektiğini öğütler.

Yunus'un hemen bütün şiirleri aşkın gücünü anlatır. Zaten Yunus olarak zamanlar ve mekânlar içinde yaşayan da, aslında aşktır.

"Aşk mekânı âlidir, aşk kadim ezelîdir
Aşk sözünü söyleyen cümle kudret dilidir."(47)

Söyleyen de, dinleyen de, gören de, gösteren de Odur. Aşk gölünden içen âşık, aydınlanır, aşkla kaynaşır ve aşk olarak söyler, marifet gösterir. Aşk, hem ezelî hem ebedîdir.

"Evvel yer-gök yoğiken varıdı aşk bünyâdı
Aşk kadimdir ezelî, aşk getirdi ne varın."(113)

Allah'la ahitleşen, onun "dost yüzün" gören kişilerin canıdır aşk. Dünyada da, âhirette de aşktan üstün bir şey yoktur. Aslında dâima hükmünü yürüten ve çoğu kez de gizli kalan bir sır olur aşk. Yunus gibi âşıklarda, lülelerden su aktığı gibi akar. Canlar safi aşktır, ama bu canların sonsuzluğa ulaşması için aşk içinde erimesi gerekir. Bu arada Cennet gibi "tuzak"lara dahi düşmemesi, bütün bunları da yaratan Allah'a, asıl kaynağına yönelmesi gerekir. Yunus, "Sahhâ ol âşık canına ki, Dost ile visâli var" diye başlayan şiirinde aşkın gücünü çok iyi anlatmıştır.

"Cân u gönül, akl u fehim nisâr olsun ma'şukuna
Pes âşıkın ondan gayri dahi mülk ü mâlı var.

Bu yer ü gök ü arş u ferş, aşk dâdı ile kayimdir.
Bünyâdı aşktır âşıka, her bir arada eli var."(50)

Eğer dikkatli bakılırsa, her nesneye aşkın hükmettiği, her oluş içinde onun yolunun olduğu görülür. Her şeyi değiştiren, ama kendi değişmeyen odur. Âşıklar da bedenesurete değil, hiç değişmeyen aşka, içlerindeki öze yönelirler. Bunu bilmeyenler, hattâ içlerindeki özden de geçip daha yüksek gerçeklik makamına çıkmayanlar, aslında bu dünyanın gerçeğinden uzak yaşayan "cansız sûretler" gibidirler (101). Ancak bu seviyeleri geçmekle nesneler ve olaylar gerçekte olduğu gibi görülebilir ve her şey karşılıksız sevilebilir. Bu kademede, Allah'ın aşk ile yaptığı her şeye razı olunur, derin müşahedelere dalınır, Allah'ın aşk halindeki gücü görülür.

"Bu halayık eydür bana, sakla onu cân içinde
Bir zerresi yüzbin cihan, eyit nice sırreyleyem."(103)

Yerin göğün direği, bütün varlık ve oluşların özündeki güç, aşktır dedikten sonra, gerisi sözün fazlası olur diyor Yunus (137). Her varlığın özünde aşk vardır, ama açıkca bunu bilen çok az insan vardır. Bilinen ve bilinmeyen her şey onun gücü ile yürür. Bu gerçeğe, bu güce ulaşan âşık, bu gerçeğin mestliğiyle korkularını aşar, her şeyi fedâ eder(142).

Aşkın gücü pek açık olduğu halde, gördüğümüz her şey bu gücün eseri olduğu halde, aşkın insan dili ile ifadesi çok zordur.

Âşıklar çoğu kez, hem anlatılmak istenen gücün her yeri kapsamasından, hem de insanların bunu anlamamasından zor durumlarda kalmışlar, suskunluğu tercih etmişlerdir. Onların gözü her zaman, her yerde olan-biteni Hakk'ın bir tecellisi olarak gördüğünden, onlara sevgi ve hürmetle yaklaşmışlardır.

"İşidin ey yârenler, kıymetli nesnedir aşk
Değmelere bitirmez, hürmetli nesnedir aşk."(169)

diye başlayan şiirinde, Yunus aşkı hem safâ hem cefâ olarak niteliyor. Aşk, Allah'ın tecellisi gibi, düştüğü dağları kül, gönlüne girdiği sultanları kul eyler. Denizler onunla kaynar, kayalar onunla söyler, akıllar onunla bilir, onunla şaşırır. Aşk, Allah'ın sevdiği kullarına verdiği büyük bir güç, ince bir anlayış, hoş bir lezzet, ulu bir bakıştır. Ama aynı zamanda insanı bütün kayıtlardan dışarı çıkaran, toplumun değer yargılarını küçümseten, gerek aşktan gerek çevredeki düzenden ve insanlardan gelen kahırlar ve zorluklar içine iten bir durumdur:

"Aşkta kahırlar çok olur, âşıklara gayret gerek
Yunus, âşık oldun ise, âşıklarda ar kalmadı."(149)

Aşk, "canlar canıdır" bunu bulan kendi canından vazgeçer, benliğinin ötesine ulaşır, gerçek birliğe varır:

"Her kancaru bakar isem, oldur gözüme tuş olan
Önüm ardım, sağım solum, ger yaz oldu ger kış oldu.

Senin aşkın odu meğer sıçramaya kimesneye
Bir zerre değdi Yunus'a cihan içinde fâş oldu."(133)

Aşk, sırları açıklatır, insanın gönlünü ve dilini çoşturur. Aşığın içindeki Hakk nuru durmadan taşar. İçindeki aşkı uyanan ve harekete geçen insan, sarhoş gibidir ve bundan kurtuluşu da yoktur.

Yunus'un meşhur "Aşkın aldı benden beni, bana seni gerek seni" şiiri, aşkın gücü ve âşıkın halini anlatmada büyük anlamlar taşımaktadır. Artık âşık sadece aşkla avunmaktadır; varlığın, yokluğun onun için bir anlamı yoktur. O, tamamen Allah'ın tecellisi ile dolmuştur (145). Aşkın varlığı değil, artık aşktan uzak kalmak, dostun ana kaynağından uzakta bulunmak insana ıstırap vermektedir. Can öbür dünyayı ve oradan da Tanrı'nın can denizinde yok olmayı arzulamaktadır. Âşıkın ruhunun çoşup kaynaması, sabırsız olması bundandır.

"Ne deliyim ne usluyum, benzer neye benim işim
Aşk denizine garkolup gönlüm, cânım doymaz benim.(178)

Gönlündeki sevgi ateşinin aşk denizinde söneceğini ummaktadır. Aşk, ateş içinde biten bir güldür ve devamlı açar; ateş şiddetlendikçe bu gülün kokusu artar. Buna karşı âşıklara öğütlenen sabırdır, ama bu durumda gönlün sabretmesi de çok zordur.

Gerçek âşık, evrendeki her şeyi Kur'ân gibi okur. Bütün varlıklar ve bütün oluşlar Allah'ın âyetleridir.

"Helâl kıldı ma'şuka âşık kendi kanını
Ma'şuk nakşından okur aşk eri Kur'ân'ını."(198)

Aşk, cihanın sultanıdır, "canlar içindeki can"dır; çünkü hükmünü canlarla yürütür. Tabiatı her an canlandıran, ölüleri dirilten, hareketleri her an kontrol eden odur. Bütün varlıklar, bilerek veya bilmeyerek aşk yolunu izlerler.

"Yunus sevdiğin gözle, aşk yolunu key izle
Râzı gönülde gizle, söze hâkim sen misin?"(114)

Her şey olan Allah, hükmünü aşkla yürütür. Doğru da yanlış da, iyi de kötü de O'dur. Yapan O, yaptıran O'dur. Her şey, baştan sona Hakk'tır.

"Baştan ayağa değin Hakk'tır ki seni tutmuş
Hakk'tan ayrı ne vardır, kalma gümân içinde.

Girdim gönül şehrine, daldım onun bahrine
Aşk ile gider iken iz buldum cân içinde."(120)

Eğer bu izden gidilirse, onsekizbin âlem halkının hepsinin bir olduğu görülür. Değişik görülen her şey, aslında o bir olan bütünün çeşitli parçalarıdır. O, kendisini kendi gözleriyle görür, kendi kulaklarıyla dinler, kendi aklıyla anlar. Ama gene de Mûsâ'ya Tur Dağı'nda "len terani" (beni göremezsin) (Kur'ân-ı Kerim 7/143) der; İslâmlara "bakın", "görün", "akledin", "düşünün" der.

"Yunus, sen dilerisen, Dostu görem der isen
Ayandır görenlere ol gönüller içinde."(122)

Gönüller içindeki bu gerçeğin farkına varılmazsa, o varlığın hiç bir anlamı kalmaz.

"İşitin ey yârenler, aşk bir güneşe benzer
Aşkı olmayan gönül, misâl-i taşa benzer."(159)

Bu gönlün yaptıkları da, söyledikleri de kötüdür artık. Tâ ki onu aşk yumuşatsın, olgunlaştırsın; insanın gözünde nur olsun baksın, dilinde söz olsun aksın. İnsan da bilgiçlik taslamasın, ümmî olsun, ona tamamıyla teslim olsun.

"Ol Dost bana ümmî demiş, hem adımı ümmî komuş
Dilim şeker, gövdem kamış, bu söyleyen nemdir benim?"(178)

İnsanı manevî yönden, aşk yönünden eğitecek olan Allah'tır. Burada aşk, en etkili eğitim vasıtasıdır.

"Esritti aşka düşürdü, ben ham idim o pişirdi
Aklımı başa düşürdü, hayrı şerden seçer oldum."(104)

Aklın başa gelmesi, insanın kendini bilmesi ancak aşk sayesindedir. "Bülbül dahi âşık güle, nazar Hakk'tan olur kula
Bir keleci gelmez dile, gönüllerde yanmayınca."(193)

İnsanlardaki bu aşk Allah'tan gelir, ilâhidir. Onun insanlara bir lütfu, bir hikmetidir. Bütün evrenin anlamını, nereden gelip nereye gideceğimizi gösteren bir ışıktır. Yunus, aşkla terbiye edildiğini şöyle anlatır:

"İzzet ü erkân, iyi ad, aşk yoluna noksandurur
Ben niderim iyi adı, çün terbiyat aşktan yerim."(176)

İzzet, erkan, hırs, heva dünya sevgisinden doğar. Dünya nimetlerinden geçmeden aşkın ne olduğunu anlamak güçtür. Hattâ dünya mallarını feda ederek de aşka ulaşamayız; ona ulaşmak için candan dahi geçmeliyiz. Cehennem korkusu veya öte dünyada Cennet'e girmek istekleri de nefsanî duygulardır. Bunlar, sadece insanların terbiyesi için gösterilmiş hedeflerdir. Yoksa gerçek âşık, Allah'ın tecellisine kayıtsız-şartsız teslim olmalıdır.

"Âşık mı derim ben ona Tanrı'nın Uçmağın seve
Uçmak hod bir tuzakdurur, eblehler canın almağa

Âşık olan miskin olur, Hakk yoluna teslim olur
Her ne dersem boyun tutar, çare yok gönül yıkmağa."(38)

Bu yolda riyazetler çekip, halvetlere girip, sohbetlerde "baş çatıp" gönüldeki aşkı kuvvetlendirmek gerek. Yürekteki aşk ateşi, ancak "Dostun cefasına" sabreylemekle artar.

"Canını aşk oduna vermeyen âşık mıdır?
Cehdeyleyip ol Dosta ermeyen âşık mıdır?

Dost sevgisi gönülde cân ile berkitmeyen
Tûl-i emel defterin dürmeyen âşık mıdır?"(52)

Âşıkın en önemli özelliklerinden biri ölümden korkmamak, ölümden sonrasına hâkim olmaya çalışmaktır. Ölümsüzlüğe ancak böyle ulaşılabilir. Canını terketmeyenin Allah'a ulaşabilmesi mümkün değildir. Âşık, ne bu dünya malına tamah eder ne de öte dünya korkusu ile telaşa düşer. Âşıkın yeri bu dünyadan da, âhiretten de başka yerdedir.

"Âşık öldü diye salâ verirler
Ölen hayvan olur, âşıklar ölmez."(166)

Aşka düşen, kısa sürede dünya nimetlerinden, öte dünya korku ve heveslerinden geçtikten sonra, insanların büyük çoğunluğunun bağlı oldukları dinî inanış ve ibadetlerin ötesine geçmişlerdir.

"Ey âşıklar, ey âşıklar, mezheb ü din aşktır bana
Gördü gözüm dost yüzünü, yas kamu düğündür bana."(41)

Âşık kendini tamamen Hakk'a teslim etmiş, her türlü nefis isteklerinden vazgeçmiştir. O, "Dosta" ulaştıktan sonra ona dünya-âhiret bir olmuştur, ezel ve ebed dün ile bugün gibi olmuştur.

"Ol Dost beni veribidi, var bu dünyayı gör dedi
Geldim gördüm hoş arayış, seni seven kalmaz ona."(41)

Âşıkların gözü-gönlü Allah'tadır. Kendileri dahil, içinde yaşadıkları her şeyi Allah'ın tecellisi olarak algılarlar ve bu algı devam eder. Esriklikleri, sarhoşlukları bundandır. Kendilerini hep Allah ile beraber hissederler; dünya-âhiret, zaman-mekân hislerinin üstüne çıkmışlardır. Bu nedenle; ne Cennet'e ulaşmak ne de Cehennem'den kaçmak için yaşarlar. Onlar bu dünyada iken Hakk içinde erimişler ve yok olmuşlardır.

"Din ü millet sorar isen, âşıklara din ne hacet?
Âşık kişi harab olur, âşık bilmez din-diyanet.

Tâat kılmak Uçmak için, din tutmayan Tamu için
Ol ikiden fariğ olur, neye benzer bu işaret?

Soru-hesap olmayısar dünya-âhiret kovana
Münker ü Nekir ne sorar, terkolıcak cümle murat.

Havf u recâ gelmez onda varlık-yokluk bırakana
İlm ü amel sığmaz onda ne terazi var ne Sırat.

Ol Kıyâmet pazarında her bir kula baş kayısı
Yunus sen âşıklar ile hiç görmeyesin Kıyâmet."(45)

Aşkın insanda çok büyük değişiklikler yaptığı, aklı, sabrı, dini, ilmi, edebi, toplum kurallarını yok ettiği; onu tamamen ayrı bir yaşama boyutuna soktuğu, duyu organlarının ayrı bir algılama boyutuna ulaştığı doğrudur.

"Zühd ü tâat, usul-i din aşk haddinden taşra durur
Nisbet değildirür bana secde vü rükû u kıyâm.

Can gözüyle bakan görür Yunus gözüyle gördüğün
Yoksa yaban gözü ile kimesneye ne söyleyem?"(177)

Muhakkak ki, sevginin aşk boyutuna yükselmek, insanı, çok daha değişik algı ve anlam boyutlarına çıkarıyor. Bu düzeyden de, dünyadaki olaylar ve varlıklar çok sade ve normal algılamadan çok değişik, hattâ çoğu kez tamamen zıddı gözüküyor. Allah'ın tecellisi olan bu evrenleri de büyük bir huşû içinde temaşa eden Yunus Emre ve diğer âşıklar, bu dünyada kendilerini yabanda gibi hissediyorlar; bir şeyhin eğitimi ile kanatlanıp asıl vatana, Hakk katına, "elest bezmi"ne ulaşmak istiyorlar.

"Sözü bu Yunusun güzelleredir
Eğer âşık olursan uyanasın." (188)
 




< Önceki   Sonraki >

    Sayfa Basi
Yazıların hakları yazarlara aittir. Lütfen kendilerinden izin almadan yayınlamayınız
Ruhun özü Krizalit içinde saklı. Yıldız tozları, yeniden doğuşun işareti. Bir kelebek, reankarnasyon sancılarında ağulu yeşil çocukluk pembesi Sarı hüznü yılların düşsel uçuşlarda... Haberci Güvercin İnsan bedeninde kanatları hiiiç yok olmadan Melek şekline büründü ruh Basubadelmevt! Ruhun Yükselişi Seni Seviyorum Kelebek ömrü kadar sonsuz. Başka hayatlarda yitirip, Farklı boyutlarda bulduğumuz birileri. Ruhun Yükselişi! Seni Seviyorum