1. İlhan İrem müziğimizde şu konuya çok güzel bir yanıt oluşturur: Sözlerin genel geçerin dışına çıktığı çoğu parçalarda söz müzikle örtüşmez; bu da sıradan sözlere sığınmanın mazereti olarak öne sürülür. İlhan İrem çok sıradışı sözlerin de kaynağındaki melodiyi bulup çıkarmış, kolaya kaçmamıştır. Bu konuda neler söylemek istersiniz? Belli bir yüksekliğin ötesinde, bütün şarkılar ve bütün şiirler, birbiriyle sevişen, birbirini arayan kozmik parçacıklardır. Şarkısız şiir, şiirsiz melodi yoktur ! Nazım'ın, Edip Cansever'in, Asaf'ın şiirleri... Benim veya Hansu İrem'in anlatımları... Hep kainatsal mırıldanmaları ile birliktedir.
Nazım Hikmet'in "Hoşgeldin" şiirini bestelemiştim, "Sevgiliye" albümü için. Özdemir Asaf'ın, "Yalnızlık Penceresi" (Değil), "Bir Şeyin Bitişi" (Poetika), "Hallaç" ve "Korku"sunu... Kendi yazdıklarınızla, o şairlerle, şiirlerle tanrısal bir buluşma yaşarsınız. Bilirsiniz ki; Sizin bestelediğinizden başka bir melodisi yoktur anlatılanların. Şiirlerin ve şarkıların birbirlerine gülümsediğini hissedersiniz. Ve sizi rahat bir uykuya götüren o huzur, dinleyicilerin yıllar ve yıllar boyu yaşayacakları, sessiz, sakin, sorulu, kavgalı, eşsiz hayat ve sevda bulmacalarıdır artık ! Bunun daha da ötesi var ! Kainatlar lütfeder... Bazen, şiirler ve besteler yaratıcının yüreğine aynı anda iner ! Ömürlük yalnızlıklar, gece yolculukları, koşullara direnişlerden sonra ulaşılabilen yüksek derinlikleri anlatıyorum.
2. İlhan İrem'in müziğimizdeki özgün yeri tartışılmaz. Peki bir müzisyenin kendi müziğini yaratabilmesi nelere bağlıdır? Ve özgünlüğü çıkardığımızda geriye kalan müzik sizce nasıl bir müziktir?
Atmosferi çıkarırsanız dünyadan, ne kalır geriye ? Özgünlük yoksa sanat yoktur ! Çağa yön vermiş sanatçıları izleyenler, ancak kendilerince özgün bir yorum katabildikçe geçmişe, "Sanatçı" payesine erişebilirler. Sanatçı, yaratımlarının sonrasını, geleceğini düşünmez. Yaratır yalnızca ! Ötesini düşünmek, adını parlatmak adına dolaylı tanıtım maceralarına girişmek, doğal olarak kavgalı olması gereken dünyaya teslimiyetidir sanatçının. "Teslim olmama" duygusunu hissedebilmesi için, sürekli gelişen ve hiçbir koşulda eğilip bükülmeyen kişiliği, dünya görüşü vardır. Görünen yaşantısı ne olursa olsun, umut barındıran, karanlık ve meşakkatli bir doğru insan yolculuğuna kanatlanıp, anlatımlarının rüzgarıyla uzaklaşacaktır. Uyumsuzluk veya kaçış değil, Eserlerinin yeşerdiği coğrafyanın iklim koşullarını ve özel atmosferini oluşturan bir yayılıştır... Ki ilhamların derinliğiyle özdeş, sonsuz kainat yolculuklarına dönüşür ! Hissedişlerinin her yöndeki ışık kaynağına doğru, yönsüzlük boyutlarınca açılan içsel bir gidiştir bu. Gerçeği kurgulayan masalsı yolculuğun köprülerinden, koridorlarından geçtikçe, hayatın sanatçılığıyla tanışıp, geçmişi ve geleceği aydınlatan bir ışığa dönüşür. Kendi sınırsız ülkesinin insanlarıyla, hiç bilinmedik haberleşmelerle buluştuğu bir cennet yaratır ! Hiçbir dünyevi haz, bu mucizevi güzelliğin lezzetine ulaşamaz ! Bazen, kainatsal doruklara yücelemeden yarım kalır yolculuk ! Egonun hiçlenişinin henüz tamamlanmadığı en korunmasız dönemde duraksayıp, havalandırma pencerelerinden yankılanan alkışlara yönelir sanatçı. Her koşulda mükemmel bir "tutunuş" sergileyen özel bir yaratıktır ( ! ) Camlara yapışmış cüce hayranlıkları "ayna" belleyip, toplumla karşılıklı hoşnut alışverişlerde, yetinir kendisiyle... Işıklı kapıların aralanabilmesi için bünyesinde eriyen kötülük kalıntılarını çılgınca abartarak, paranoyak telaşlarla dövüşe sokar... Kendisinin ve kimselerin algılayamadığı olağanüstü bir metamorfoza hiç gönüllenmeden, alnındaki sivilceleri "sanatın ışığı" sanıp, yapay sahnelerde, yapay alkışlarla oynatır ölü tırtılını. Artık gidecek bir yer yoktur. Işıklar kararır... Salon, kavruk tohumlarıyla doludur, kendi açmayışını izleyen çiçeklerin. Güdük hayatların, sanat temaşa ederken, çekirdek yenmesinden bile daha fazla kızdıkları şey ; Kendi yamuk parçaları olan "mit"lerinin eksikliğini ve yarımlığını hissettiren bir hava estirilmesidir ! Daha havalanmadan televizyon antenlerine takılmış bir uçurtma ! Hayalleri, beklentileri bu kadarsa vitrindekinin... Kesesini dolduran gündelik ilgileri sanatçılığına verip, lanetlerle çöllere savrulmuş seraplar gibi, bedevi alkışlarından hoşnuttur artık ! Bu virajda, sözler, müzikler, görüntüler, matbaalar, kitaplar, sergiler, heykeller uçar. Ve sanat adına hiçbirşey kalır geride ! - Birkaç yüzakı istisna dışında- bir süredir, anlamsız tükenişlerinin rasgele ışık almış yansımalarını alkışlıyorlar "Sanat" diye ! Ciddi benlik travmaları ve kalıcı şarhoşluklar yapan, kesif bir dumanaltı ortamı. Sapla samanın en güzel harmanı ülkemizde hazırlanır ! Ve aç karnına içildiğinde, öteleri unutturan, huzur ve zenginlik verici, boş bir kafası vardır meretin ! Artık, ayık kalabilenlerin çığlıkları... Uçuşan konuşma balonlarıdır, beyaz !
"Önce okumalı...Her konuyu yutana kadar ! Çünkü ayağa düşer kültürsüz sanat !" "İnsanlara, hayvanlara, doğaya... Parçam olan...Parçası olduğum kainata yapılan bütün haksız ve yaşamsal saldırılara karşı, refleks bir tepki geliştirmeliyim bünyemde." "Hayatımı, insanları ve insanlarımı paramparça ayrıştırıp, sonra tekrar toplayabilecek bir Kozmik Cerrah, İlahi Terapist olmalıyım." "İçtenliğim ve sanatsal sezgilerim, inanılmaz acılar ve cilveler sonrası sevgilim oluveren, olağanüstü bir serüvenin ışıklı yağmurlarıyla aydınlanmalı... Altından geçenlerin, fırtınalı melek kanatlarıyla tanrısal bilinçlere uçtuğu... Görülmemiş renklerde, gökkuşağı şarkıları..."
Bak ! Ne güzel uçuşuyor düşüncelerim. Bir tanesini yakalamak için bile, zıplamaya niyeti yok aşağıdakilerin !
3. Çok az sanatçının dinleyicisi, dinlediği sanatçıya bu kadar benzer. Müziğinizin sizi dinleyicinizle buluşturan bu güçlü temaları neler sizce?
Tanrısal derinliklerin, hassas güzelliklerinde hıçkıran... Kavgadan düşmeyen ışıklı gece çiçekleri. Paradokslarını yoyo gibi sallayarak küçük parmağında... Kendi tanrısına yürüyen kainat serserileriyle paylaştığımız, "aşikar bir gizem." Mor Ötesi bakışlarla algıladıkları şarkılardan; Lezzetler, tozlar, tohumlar ve ballar taşıyarak ötelere... Benlik sınırları yıkık, cennet bahçeleri kurguluyorlar !
4. Albümlerde bir öykü bütünlüğü gözetmek, sadece içeriğe değil albümlerin kapaklarına bile yansıyan, bütünlükçü bir bir yaklaşım şimdi bile çok azken, sizin bunu önerdiğiniz yıllar için çok ilerici ve öncü bir tavırdı. Bu duruşunuza temel olan düşünceleriniz nelerdi?
"Pişmanlık Şarkıları" hiç yok! Tüm yapıtlar, ilahi bütünlüğün, birbirinin devamı olan örgüsel parçaları. Tanrının gözbebeğindeki ışığı... Bu ikindirik dünya arenasında, ondan yansıyan, Unutulmuş, farklı... Ve gelecekte tek çare olarak sarılmak isteyip, bulamayacakları İnsanların... Dehşetengiz sevgiyi anlatıyorum bugünden. Herşey mükemmel olmalı bu yüzden !
5. Dinleyiciden birikim isteyen bu tavrınız müziğinizin geniş kitlelere yayılmasını zorlaştırdı mı?
Sonradan kokusunu alabilenlerce yeşerip büyüyecek yabani tohumlar... Çok uzak diyarların istek filizlerini, yeraltı yükseltilerimizle koruyup hoyrat Dokunuşlardan... Dışarıdaki hayat ısırıklarına gülümseyen... İlerde tanınacak; Özerk bir "İrembağı Cumhuriyeti"
6. Benzeri bir bütünlük ısrarını albümlerin mutfağında da görmek mümkün: Çalıştığınız isimlerin albümden albüme değişmediğini düşünürsek, çalışacağınız müzisyenlerden beklentilerinizi nasıl açıklarsınız?
Müzisyenliklerinin yetkinliğiyle farklı bir müzikal atmosferin ayırdına varabildikleri İçin, kendiliğinden özel bir İlhan İrem mutfağı oluşuyor. Anlatımlarımı hayal güçleriyle buluşturabilmek için, kısa süreli ev ve stüdyo meditasyonları dışında, genel müzikal kurgunun rastlantısal ( ! ) güzelliklere açık özgür alanlarında kısıtlamıyorum hiçbirini. Hemen hepsi, kendi hayatlarının, enstrumanlarının virtüözleri zaten ! Değişik lezzetlerdeki hissedişlerden albümün temasıyla öpüşen bir ortak duygu yaratmak... Bu duyguyu kozmik manipülasyonlarla aydınlatıp yönlendirerek, iplerini çoktan koparmış şarkılara rüzgar desteği, ilave kanat tüyleri sağlamak... Göklerin kapısı açılıyor ! Derinleşen paylaşımların açılımlarında "Işık ve sevgi" anlatımlarına katkıda bulunanlar, ruhlarının duruluğunca, kimi kalıcı, kimi uçucu, ilahi bir algı boyutunun yüksekliğinde üretiyorlar ! Düşlediğim, yaşadığım... Gönüllü aynası olduğum harikalar diyarının... İçimizdeki sonsuz kainatın gizil görüntülerini yansıtıyorum. Ve yaşayarak, hissederek, anlayarak eşlik eden, paha biçilmez yol arkadaşlarım var !
7. Sanatçının ortaya koyduğu ürünün karşılığının kendinde olması da İlhan İrem'in keskin tavırlarından biri: Müziğiyle, sözüyle örtüşen ve gene eski dönemlerde oldukça aykırı kaçabilecek kıyafetler, demeçler vb. Bu onurlu ama herhalde yıpratıcı tavrınız hakkında neler söylemek istersiniz?
Eski Türk filmlerinin müsamere komedileri vardır. Hiç kimse kendi değildir ! Zengin kız kendini fakir tanıtır. Efendisi seyahate giden uşak, köşkün sahibi. Ya da binbir rastlantıyla halk kahramanına dönüşen salakolar ! Müzikte, politikada, sanatın her dalındaki pop çağı imajları, bence böylesi senaryoların kağıt üstü kahramanları. Üstelik, uğruna eski filmler seyrettiğimiz yeşil boğaz çamlıkları da yok artık ! Bu maskeli balonun ortasında, ben ve sevecenler çırılçıplağız ! Hayatla ve birbirimizle güzelleşiyoruz... Sevişerek. Görece uzaklığı hiçleyip... Yakın dokunuşlarda uçuşarak.
8. Dünyanın, dünya koşulları içinde Türkiye'nin geldiği aşamada İlhan İrem hangi noktada duruyor? Müziğimizin seçtiği noktaya nasıl bakıyor? Dünya koşulları içinde Türkiye'nin geldiği aşamayı geçen akşam bir TV kanalında İzledim... Sunucunun, çok eski bir umut olan politikacıyı son cümle ile uğurlarken; "Allah Rahmet Eylesin" veya "Tanrıdan Rahmet Dilerim" yerine, nezaketen, "Acil Şifalar Dilerim" dediğini düşünüyorum. O koltukta, algıları yitik ve pırıltıları dökülmüş olarak Türkiye oturuyordu. Geceler ve geceler boyu, yüceltemese bile, kısır benliğini aşmış, aydınlık geleceğe niyetli birileri doluşmuyor meydanlara! Keşke, takiyyeli demokrasi söylemlerinden haklı müdahalelere doğru bir geri dönüş yaşamasa ülkem! Ben, henüz açılmamış perdelerin ardındaki olağanüstü dekorlarda... Sonsuz bir adım uzağında yaşananların... Kalabalık bir yeraltı sahnesi kadrosuyla... Zamansız, mekansız provalar... Gerçeküstü temsiller veriyorum! Dışarıdaki anlamsız koşuşturmalar bir nebze durulup... Sahne spotları yandığında bizden yana... Perdeyi açacağız! Dünya gözüyle;
"Babil'in Asma Bahçeleri", "Mısır Piramitleri", "Artemis Tapınağı", "İskenderiye Feneri" ise anlatımlarım... Türkiye müziğinin sözde gelişmek için seçtiği yerleşim alanı; Fay hattı üzerine ve dere yatağına yapılmış, yıkıma davetkar gecekondu mahalleleridir.
Tolga Meriç - Şener Çetin "melodi.net" sitesi için, Ağustos-2002'de İlhan İrem'le yapılmış özel röportaj.
|