Tarihçenizde, şiirler, müzikler ve kapaklardaki inanılmaz ayrıntıların, estetiğin yanısıra başka birşeyi farkettim; "Sevgiliye", "Bezgin", "Pencere... Köprü... Ve Ötesi...", "İlhan-ı Aşk", "Koridor", "Seni Seviyorum" gibi ana anlatımlar ve ara albümler var. Örneğin, "Uçun Kuşlar Uçun" gibi yeni şarkılardan oluşan bir albümü "Geçiş dönemi çalışması" olarak nitelendirmişsiniz.1973 Yılındaki ilk plak "Birleşsin Bütün Eller"den, "Krizalit Kristalin"e... "Alemlere İşaretim" ve "Siyah Eldiven"e kadar... Algılandığınca maceralar sunan sonsuz bir yolculuk... Dinleyici, anlatılanın ruhuyla buluştuğunda, karadelikten başka kainatlara geçiyor. Şarkı şarkı yaşanan kavuşmalar... "Sevgiliye", "Bezgin", "Pencere", "Köprü", "Ve Ötesi", "İlhan-ı Aşk", "Koridor" ve "Romans" Bunlar ve diğerleri... Asıl yolculuğun ön dokunuşları sadece. "Sevgililer Günü" ile birlikte, yoğun olarak "Best Of"lara yöneldiniz... "Koridor" (1994) albümünden sonra, yedi yıllık bir çalışma ile, yine tümüyle yeni şarkılardan oluşan ve gelecekteki maceraların ilk işaretlerini taşıyan "Seni Seviyorum" albümünü 2001 yılında yayınladım. "Seni Seviyorum" un hazırlıkları ile geçen bu uzun süreçte, dört albümden oluşan "The Best Of" serisi birbiri ardına yayınlanmaya başladı... "Sevgililer Günü / The Best Of İlhan İrem/1." (1995) "Aşk İksiri/Cadı Ağacı/The Best Of İlhan İrem/2." (1997) "Hayat Öpücüğü/The Best Of İlhan İrem/3." (1998) "Bir Meleğe Aşık Oldum/The Best Of İlhan İrem/4." (2003) Otuz yıllık İlhan İrem Külliyatını barındıran bu albümler, kronolojik sıralamalarından, ait oldukları dönemlere ve geleceğe ait serpiştirmelere... Hatta, şarkıların tonlarına, genel bütünlüğü oluşturan öyküsel kurgulara kadar, çok ince ayrıntılarla hazırlanmıştır. Son on yıldır... Yeni albümlerin yanısıra, geçmişin bütünüyle sergilenişi, özümsenmiş rampalardan, kayıpsız olarak geleceğe, sonsuzluğa kanatlanma arzusundan... Dairesel devinimlerle sislerin dağılmasını bekleyiş... Zamansız, mekansız, yeni bir yolculuğa çıkacağız. "Işık ve Sevgiyle 30 Yıl" albümünü, diskografyanızdaki ana ve ara geçişlerin dışında bir yere mi koymalıyız ? "Işık ve Sevgiyle 30 Yıl" (2004), ateşleme öncesi son geri sayım. Nereye gideceğimizi, kainat, Hansu İrem ve ben biliyoruz. Eski ve yeni yolcular, Sahilde kalanlar... Yanımızda götüreceğimiz ve zamansız bir tarihe bırakacağımız şarkılar. Geminin köprüsünden son kez aşağı bakış... hatırlamak, hatırlatmak... Nerdeyiz ? Peki... Nerdeyiz?
Yavaşca bir kıpırdanışın ışık sızıntılı çatlamalarında kozalar... Dünya hayatı ölüyor ! Gideceğiz, geri geleceğiz... Ve tekrar gideceğiz, son kez ! Daha önceki pekçok yazımda, söyleşide "yetinme" demiştim. Birgün çatlaklardaki ışık sızıntılarından yeni bir yol çizilecek şüphesiz... Ama bugün için, toplumun yıllardır çağdaş düşünmenin uzağında, dini ürkekliğinin geldiği noktada, yaşamasız, karanlık hayat, duvara çarptı. Duvarlar sizi anlar... Ama, bu çarpılmış, yamulmuş hayatlar, evrensel boyutlardaki soluğunuzu kavrayamaz.
Kavgalarınız da, hoşgörülü, bilge suskunluklarınız da bir işe yaramayacaktır. Başka uzaylara ait olmaktan çok daha öte bir algılayış sorunu... Çoğu, kendilerince iyiniyetli çabalar içinde... Düşüncelerinizin ulaşabildiği sonsuz açılımların çok eski kapanışlarında, yeniden bir hayat, ülke, ikbal keşfediyorlar. Üstelik, çağdaşlığın pusulasını tarihe ve geleceğe kazımış güzellikleri reddederek, ezik ve yetinmiş kalabalıkların kahramanı oluyorlar. Bilime, aydınlığa, güzelliğe dair bütün seslenişleri, -yaşamın olağanüstü renklerinden, mucizevi akışından, zevklerinden korkulu, ötelerden bihaber "öteki dünya" ufuklarınca- sunmak istedikleri hizmetleri, hayatı engelleyen, muhalefet eden marjinallerin politik çabaları olarak göreceklerdir. Değilmi ki, tanrıyla ilintisi olmayan duyarsız, kaba, din komisyonculuğu günlerinin Hatıra Defteri açıldı... Ve değilmi ki, iktidara tapan birileri, bu nahoş gündemi yalayıp parlattılar...
Kozalar çatlayıp, utanç günlerini yumruklayana kadar, daha neler neler olacak! Gün ölmüştür !.. Rock üçleme ile... "Katastrof" ile... "Koridor" ile... "Seni Seviyorum" ile... "Dua", "Babil Kulesi", "Yeraltından Fısıltılar" "Siyah Eldiven" ile... İlk günden bu yana söylediğim ne varsa... sadece şarkı değil onlar... Gelecekten Anılar... Zamansız mekansız kainat hissedişleri. Yazdıklarım, yazacaklarım... Ve hissedebilenlerin ötesinde, bakir ve temiz kalan pek bir şey yok! "Yanımızda götüreceğimiz ve zamansız bir tarihe bırakacağımız şarkılar..." Bu sözünüzü açar mısınız ? En ince ayrıntılarına kadar önceden planlanmış, çok boyutlu bir süreç yaşanıyor. Bazı yanılgılar bu olguyu kavrayış eksikliğinden... Dünyevi benlik bağlantılarının yerçekiminden öteye geri dönüşsüz olarak yönelmedikçe, bu yolculuğun ışıklı bir parçası olamazsınız. O zaman, düzlem üzerinde bir noktaya saplanıp kalma tehlikesi vardır ki ; Devrialemin evrensel açılımları, sahiplendiğiniz sınırlardan taşıp, uzaklaşan yanlışlar gibi görünür. Halbuki yol boyunca, toprağa, suya, uzaya, tohumlar / şarkılar serptik... Dünya zamanıyla otuz yıl sonrasında... Şimdi bambaşka bir güzelliğin kapısındayız ! Cennete... Kainatın daha yüksek derinliklerine kanatlanacağız ! Hoşgörülü sevgi bekleyişlerinden sonra terkettiğimiz mola yerlerinde, koridorun çıkışını bulup ardımızdan gelebilecek "diğerleri" için, kamp ateşleri, işaretler, haritalar, bazı şarkılar bırakıyoruz. Başka serüvencilerin pusulası, deniz fenerleri... "Işık ve Sevgiyle 30 Yıl" anlatımlarımın miladı. Özümsenerek kavuşulacak sonranın, öncesi. Tanrısal örgünün tarifsiz desenlerinde yeni çağrılar beliriyor... Bizimle açılarak, seyahatimizin bilinmedik anlamlarına göz kırpan, buruk vuslat gülüşleri. Kanat sesleri ve sessizliğin kanatları... Yazdıklarınızın tarihi yok ! hangi döneme ait oldukları hiç belli değil. İlhan İrem'in eskimeyişini bu zamansızlık duygusuyla açıklıyorum. Müzik, kitap, resim, söyleşi, farketmiyor... Herşeyi anlatırken, hep sonra tamamlanacak, eksik birşeyler bırakır gibisiniz. Görkemli sevginin kanatlarında... Işığın sonsuzluğunda yaşadıklarımı anlatıyorum. Tanrısal derinliğin çağrıları, yansımaları... Uçup gittiğimde, sessiz sedasız söylenenler "Kapılar... Kapılar... Kapılar..." olacak. Gelecek, güzelliklerin yüreğinden bir koridor açarak anlatacak kaçınılmaz hikayesini. Gece yolculuğu, teslim olmamış, bilenmiş, birikmiş yığınların, "uyanış" şarkısına dönüşecek. "Tamamlanınca eksik kalıyor birşeyler" O son noktanın sonrasında, sonra. Otuz yılda on single, yirmiiki albüm, kitaplar, resim sergileri... Ve yeni yolculuklardan söz ediyorsunuz... Şarkılarınızda, her defasında değişik ruh hallerine yanıtlar veren evrensel doyumun yanısıra, sözünü ettiğim "yarım kalış" ın doyumsuzluğu var. Özelimde, hüzün, umut ve sonranın heyecanını birlikte yaşıyorum. Ötelere yayılan ışık deryası... Yaratıcının sırlı kapıları... Ardında, görsel şölen halinde yaşanan seyahatler... Sürekli yenilenen çağrı enerjisi. Gerçek sanat eserleri evrenle birlikte hareket halinde. Her an sonsuz değişime uğrayan görüntüler, her dinleyicide ve her dinleyişte değişik imgelemler yaratabilir. Bugüne kadar yapmış olduğunuz çalışmalarda, müziğinizle kendinize özgü bir duruşunuz oldu. Ve hiç vazgeçmediniz. Nasıl? Niçin? 1973 Yılındaki ilk röportajlarımda; "Kendi sözlerim ve müziğimle, kendime özgü bir ekol oluşturmak istediğimi" söyledim. Bu amaç doğrultusunda, "Birleşsin Bütün Eller", "Haydi Sil Gözlerini", "Yazık Oldu Yarınlara" gibi şarkılarımı yayınlanmaya başladım. 1975 Senesindeki "Anlasana" ile, belirlediğim hedefin göksel bir dokunuşla kutsandığını yaşadım. "Anlasana" müzikal serüvenimin ilk miladı... Sonrasında, sorumluluklarımı arttıran, tarifsiz buluşmalar ve güzelliklerle örülmüş, büyülü bir yolculuk başladı.
Yaşanılan hiçbirşey rastlantı değil! Beynimiz ve yüreğimiz, bir düşünceyi içtenlikle arzulayıp, asla pes etmeden, arınmış dilekler ve sevgiyle yolunu çizdiğinde, kaçınılmaz bir şekilde istenenler gerçekleşir! Kozmosun doğası bu... Sonsuz yaratıcı "Dua" ları duyar. Saydamlığımız, inançlarımız boyutunca, hayat içinde ve daha ötelerde mucizeler yaşarız. Böyle bir devrialemin düşüyle... Öte sergilenişleri eğip bükmek isteyecek dünyevi kısırlıklarla alışılmadık yöntemlerle savaşacak donanımlarla geldim. Her beyin kıvrımının ulaşabileceği uzaylar var... Ama, bazı kainatsal açılımların, daha net, daha anlaşılır bir yedeği yok ! "Vazgeçiş", birbirinin içinde eriyip büyüyen, -aslında hiç olmayan- dünün, şimdinin ve geleceğin görünür ruhunun buharlaşmasıdır. Birlikte uçamıyorsak... Son bir kez, yeniden yağacağımız kıyılarda, beklentisiz, kararmış, ölü ruhlar olmasın... Diye !.. Siz kimleri dinliyorsunuz? Değişmeyen başucu albümlerim, gruplarım var... Pink Floyd, Led Zeppelin, Jethro Tull... Sigur Ros dinliyorum. Ve yoğunluklu olarak klasik müzik... Bach, Pagannini, Chopin, Tchaikovsky. Röportajın sorularını hazırlarken dinleyicilerinizin bir konser beklentisi içinde olduklarını gördüm. Diğer yandan artık konser vermeyeceğinize dair karamsar yazılar da okudum. Bu konuyu netleştirir misiniz ? Senfonik yapılanmalar içeren konsept albüm orkestrasyonlarının ve sayısız ayrıntılarla soluklanan müzikal atmosferin sahneye taşınmasını sağlayacak, teknik, görsel oluşumlar gerekiyor... En kaotik müzikal anlatımlarımı, virtüöz müzisyenlerim, üstün yetenekleriyle buluşan ruhani bir atmosfer içinde çözüyorlar... Ancak, düşlerimizi sahneye yansıtacak teknik ve görsel açılımlar için, daha önce hiçbir konserde yaşanmadık bir donanıma ve bütçeye gereksinim var. Konserler vermeyi çok özlediğim halde, hayallerini kurduğumun dışında sahneye çıkmayı düşünmüyorum. Yeni bir Albüm geliyor... Konserlerinizin de arzuladığınız şekilde gerçekleşmesini diliyoruz. Son olarak çalışmalarınızla ilgili neler söylemek istersiniz? Yedi yıldır, birbirinin devamı olarak yazdığım iki albüm projesi var. İlkini 2005 yılında yayınlamayı düşünüyorum. 2007 yılında yayınlayacağım ikinci albümden sonra, oldukça özel bir başka albüm çalışmasını da sürdürüyorum. Bu süreçte, İki yeni kitapla birlikte, piyasada bulunmayan tüm kitaplarımı yeniden yayınlayacağım. Ayrıca ; Uzun zamandır hazır olan, ancak, yapımcı firma ile anlaşmazlıklar nedeniyle gündeme gelemeyen DVD projesi yayınlanacak... Ve Resim Sergileri... Herşeyin yapay yaşandığı ülkede, göçüp giden sanatçıların ardından kısa süre ağıtlar yakmak, kutsamak moda haline geldi. Bu şarkıların tanrısal yüceliğin hazinelerine işlenmiş cevherler olarak dönüşümü için... Işık ve sevginin paha biçilmez değerini bilenlere üretiyorum. Sonra, başka alemlere uçacağım. Bu kainata bir İlhan İrem daha gelmeyecek. İlhan İrem bir daha gelmeyecek. Işık ve sevgiyle...
Nilüfer GÖZE 26.Eylül.2004 |