Ana Sayfa arrow İlhan İrem arrow Söyleşiler arrow 1992 Çağdaş Türk Müziği Yılı Olmalı Yazı Boyutu: + | -

 

 

Ana Sayfa
Kanat Sesleri
Yolculuklar
Makaleler
Araştırmalar
İÇ'ten
Sonsuzluk Notaları
Yönsüz Akışlar
İlhan İrem Forum
.....:: BİRileri ::.....
İlhan İrem
Halil Cibran
Krishnamurti
Mevlana
Osho
Yunus Emre
........................
Haber ve Duyurular
Kanat Sesleri'nde
Duvar Kağıtları
Bilgi İsteği
Dinle'nce
Linkler
Arama
İletişim
Mesajlar
Gelen Kutusu

Yeni mesajınız yok.

Kullanıcı adı

Parola

Beni hatırla
Parolanızı mı Unuttunuz?
Hesabınız yoksa,
oluşturabilirsiniz

 

 

.....
 
1992 Çağdaş Türk Müziği Yılı Olmalı Yazdır E-Posta
Ekleyen Özlem Süyev Zat   

İlhan İrem, yirmi yıla yaklaşan müzik kariyerinde müzik çizgisini belirledi. Bu çizgi, özellikle ikinci on yılda anlaşılmaz bir söz, müzik, görüntü üçgeninde yürüdü. Bu İlhan İrem'in dışlanmasına, eleştirilmesine neden oldu hep. Nereden geldiğinizi biliyoruz, nereye gitmek istediğinizi anlatır mısınız?

Alışılmadık bir durum benim müziğim... Benim sözlerimden ve müziklerimden çok daha fazlasını anlatıyor şarkılarım... Bunun bazen ben bile çok sonra farkına varıyorum... Bugüne dek ürettiklerimi kendi içimden bana seslenişler olarak kabul ettim... 0 nedenle oluştukları andaki yapıyı sadeleştirme yoluna gitmedim... Beni gerçekten gönül gözüyle dinleyip anlayanların yanı sıra, farklılık yadırgandı hep...

Bugün ise şarkılarımdaki düşünsel yapıdan fire vermeden daha çok insanla paylaşmak istiyorum duygularımı... Salt ticari amaçlarla hazırlanan yapımlar bazen zaman alır ama sonuçta ana hatlarını çizmek kolaydır...

Benimkisi ise alışılmadık bir durum... On sekiz yıldır belirlenen hedeften bir milim dahi sapmadan, sürekli aşamalarla olgunlaşan bir müzikal kimlik, daha çok satıp, daha çok kazanmak adına değiştirilemezdi... Bu müzikal kimliğin dinleyicisinin neden ortalama yüz binlerde gezindiğini düşündüm son zamanlarda... Sonunda beklenmedik bir çıkış buldum... Daha çok kazanmak için değil, düşüncelerimi daha çok insanla paylaşmak İçin... Nisan ayında çıkacak 'İlhan-ı Aşk" adlı kasetim, milyonlarla ifade edilecek bir grafik çizecek... Yedi yılda oluşturduğum "Pencere... Köprü... Ve ötesi..."adlı çalışmamdaki müzikal kurgu ve sözel yapının ulaştığı yetkinlik, doksanlı yıllardaki İlhan İrem'in temelleriydi...

Büyük tirajlar Türk pop müziğine sektör olma yolunda müthiş mesafe aldırdılar, bunu hiçbir zaman, hiçbir şekilde yadsıyamam... Ve bugünün Türkiye'sinde en çok satan sanatçının en iyi sanatçı olduğu tezi doğrudur ve geçerlidir !.. On sekiz yılda. ulaştığım yetkinliği düşünsel yapımı bozmadan en çok dinlenen sanatçı olma yönünde geliştireceğim...

Türk pop müziğinin '90'lı yıllarda büyük aşamalar kaydedeceğine inanılıyor. Bu inanan bîr değerlendirmesini yapar mısınız? Sizce nasıl bir yükseliş gösterecek Türk pop müziği?

Artık Türk pop müziği kavramını bir yana bırakıp, çağdaş Türk müziğinden söz etmenin zamanı geldi... Çünkü artık Türk pop müziği, halk müziği, sanat müziği, arabesk arasındaki kesin sınırlar kaldırılmıştır... Müzik dünyamızda Glastnost oldu, duvarlar yıkıldı... Sezen Aksu arabesk söylüyor demek ne kadar yanlışsa, Burhan Çaçan pop müzik yapıyor demek de o kadar yanlış... Çünkü çok güzel bir şey oldu, herkes bilerek-bilmeyerek çağdaş Türk müziğini oluşturuyor... Yıllar önce, "İbrahim Tatlıses'in yaptığı müziğin bize, bizim müziğimizin ona katkıları var, gelecekte aynı tarzın temsilcileri olacağız" dediğimde garipsenmişti... Bugünler o günlerdir... İki binli yıllara kadar toplumsal hayatımızla paralel olarak müziğimizde de beklenmedik devrimler olacağı İnancındayım... Müzik dergisinde müziği gerçekten sevenlerin müzik yılları ilan ederken yaşadıkları coşku bu oluşumu önceden hissediştir...

Müzik dünyası, Yeni Türkü'ye, Gündoğarken'e, MFÖ'ye, Zülfü Livaneli'ye, Barış Manço'ya, Sezen AKsu'ya, Kayahan'a, Nilüfer'e, Ajda Pekkan'a, Fikret Kızılok'a, Bülent Ortaçgil'e, İlhan İrem'e, Özdemir Erdoğan'a, Serdar Ateşer'e, Mozaik'e, Akbaba'ya, Melih Kibar'a, Selmi Andak'a, Onno Tunç'a, Leman Sam'a, Orhan Gencebay'a, Müslüm Gürses'e, İbrahim Tatlıses'e, Burhan Çaçan'a, Mustafa Topaloğlu'na, Arif Sağ'a ve herkese teşekkür borçludur... Böylesine bir karmaşa yaratıp, çağdaş Türk müziğini doğurdukları için...

Dünyadaki müzikal gelişimi nasıl görüyorsunuz?

Aslında dünya müziği de, rap, rock ve heavy metalin rüzgârında evrensel müziğe doğru İlerliyor... Son yıllarda batı ritmleri üzerinde şarkı nağmelerini çokça duyar olduk... "Possion" albümünde, İngiltere'nin devi Peter Gabriel ile neyzenimiz Kudsi Ergüner'in kombinasyonundan oluşan parçalar yer alıyor. Ouincy Jones'un yada Miles Davis'in atası Dede Efendi'dir... Evrensel müzik bay

Pop müziğin, bana göre çağdaş Türk müziğinin halkla oluşturmaya başladığı bu keyifli birliktelik, aynı sıcaklıkla evrenselleşebilir... O zaman "bu bizim halkımızın müziği" ezikliklerine kapılmadan kendi müziğimizle dış yarışmalarda puan bile alırız...

Sanat bir kültür işidir...
İnsanın kendini fark etmeden, geliştirmeden, gelecek hakkında sağlıklı bir yorum yapabilecek kadar dünyada olup bitenleri izlemeden, yazın sanatını, sinemayı, tiyatroyu, izlemeden dinlerle, psikoloji ile, parapsikoloji ile, tarih ile, sporla, ekoloji ile, yöresel ve evrensel oluşumlarla, uzakdoğu ile, kıyısından köşesinden uzayla ilgilenmeden tırmanıcı ve kalıcı bir çizgi oluşturması mümkün değildir... "İçtenlikle gerçekleşen herşey sanattır" dedim, ama içtenlik ve sezginin yanı sıra kültür altyapısı şart...

Siz 'Çağdaş Türk Pop Müziği" diyerek müzikte sadeleşmeye yönelişten söz ederken, Türkiye'de toplumun her kesiminde büyük bir karmaşa yaşanıyor. Bu karmaşa çalışmalarınızı ve yaşantınızı sürdürürken sizi nasıl etkiliyor?

Yaşam yönünden, mizah yönünden dile getirilecek konular yönünden böylesine bereketli topraklarda doğduğum için çok şanslı bir sanatçıyım... Mutluluğunu yaşadığım ve değişmesini arzu ettiğim kadar çok şey var ki, şarkılarım hiç bitmez...

Madem ki, '90 Müzik Yılı, '91 Pop Müzik Yılı, '92 de "Çağdaş Türk Müziği" Yılı olmalı... Geri kalan '90'!ı yıllardan bir tanesi de "Evrensel Müzik"Yılı olacaktır...

Müzik dinleyicisi 1990 yılı boyunca tercihini hangi tarz müzikten yana koyduğunu en güzel şekilde belirtti... 0n yıldır süren toplumsal dalgalanmaların şimdilik olmasa bile, yakın gelecekte müzikte ahenkli bir çıkış bulabileceğinin ilk belirtisidir bu... Hele son yaşadığımız olaylarda, halkını kut gibi görüp en hayati konularda bile insanına açıklama yapmaya gerek görmeyen yöneticilere karşı cılız da olsa dile getirilen tepkiler, yakın bir gelecekte demokrasinin bile kurulabileceğini gösteriyor... Bütün iş korkusuzca daha çok ses vermek...
     Nasıl bir TRT istiyoruz?
     Şehirlerimiz nasıl olmalı?
     Nasıl bir doğa istiyoruz?
     Nasıl bir okul?
     Nasıl yöneticiler?
     Nasıl aileler?
     Nasıl ilişkiler?
     Nasıl sevgiler?
     Nasıl bir toplum istiyoruz?
     Nasıl bir devlet?.............

Toplum, neyi, nasıl, niçin istediğini kavramaya başladığında da her şey değişecektir... "Toplumlar hak edildikleri gibi yönetilirler..." "Toplumları anlamak İçin müziklerine bakınız..."

Geçmiş zamanlarda bir söyleşinizde 'Türkiye'de sanatçı olmanın onuruyla yaşanmıyor" gibi bir yakınmada bulunmuştunuz. Bu yakınma hâlâ geçerliliğini koruyor mu?

Aynı düşünceyi şu anda sürdürmüyorum. Hiçbir statik düşünceye bağlı kalmadan kararlarım gelişebilir, değişebilir.

Metafizik bir boyuttan açılarak karakteristik bir İlhan İrem müziğine yöneldiniz. Özellikte "Pencere... Köprü... Ve Ötesi.;." hâla anlaşılmazı İçeren bir bütünü oluşturuyor. İlhan İrem'in metafizikle olan bağlantısını bir kez de Müzik Dergisi okurları için açar mısınız?

İkibinli yıllara gelmeden gençlerimiz Türk-İslam sentezinin getirdiği arabesk ekonominin kötü alışkanlıklarından kurtulacaklar... O zaman sınıf atlamanın köşeyi dönmek değil, daha İyi, daha doğru insan olmak olduğu gündeme gelecek...

İçimdeki bütün kavramları yeniden teraziye koyan uzun yalnızlık dönemlerinden sonra yeni İlhan İrem oluştu... Kendi arzumla, bana huzur veren böyle bir boyuttayım... Şarkılarımda doğru sevgi, huzur ve kendimce çareler var...

Yıllar önce 12 Eylül darbesi haksızlıklarıyla hayatı ilericilik adına geriye döndürürken aşk şarkılarım bireysellikten başka boyutlara dönüştü... 1980-1987 arası bu duygularla oluşan "Pencere... Köprü... Ve Ötesi..." mistik ve metafizik bir öykü... Ama aslında bir sanatçının evrensel bilgiler ışığında ve kendi üslubunda hayata koyduğu ilk tepkidir...

Bu tepkinin "tepki" kelimesine taban tabana zıt görünen metafizikten yola çıkması belki ilginç... Sanıyorum 70'li yıllardan gelen duygusal yapım, dışarıdaki rüzgârın sertliğiyle ilk kez karşılaştığında korunma mekanizması olarak beni kendi içsel uzaylarıma çekti... Kendi içimde mikrokozmos'la makrokozmos'un özdeşliğini buldum... Böylece özümle müthiş ahenk içinde olduğum "mor günler" baş!adı... Kendimle ve ürettiklerimle öylesine keyifliydim ki, kendime doğru uzaklaşır gibi oldum... Kendimi tanıdıkça, gerçek anlamda doğayı, insanları, hakları, özgürlükleri, sevgiyi kavradım... Bizler hepimiz, canlı cansız bütün zerrecikler, bildiğimiz, bilmediğimiz bütün yaşam şekilleri enerjilerimizle bir bütünüz... Kendi İçinde bu bütünlüğü ve iç barışın huzurunu kavrayabilen bir insan, doğasına, insanlara, başka canlılara zarar veremez... Gündelik yaşamda zaman zaman hayatlarımıza işimize kasteden insanlara "aynı bütünün parçalarıyız" diyerek tepkisiz kalabilmek kolay olmuyor... Ama genellikle huzurumu ve sakinliğimi koruyorum, ayağa kalkan enerjimi de çalışmalarıma, üretimlerime ritm yapıyorum... Bu konuda yalnızca aynı frekansları paylaştığım insanların girebildiği evim, sığınak görevi yapıyor... Evimde her gece kendi içimden gelen seslenişleri kâğıda döküyorum... Anlaşılmaz gibi görünen uzun yıllardan sonra, sürüp giden bu evrensel yolculuğu kendi toprağımın sesiyle anlatabilirim artık...

Şarkılarınızın psikologlar tarafından stres yüklemelerinde tedavi edici olarak kullanıldığını biliyoruz. Bunun nedeni sizce ne olabilir?

Sürekli olarak gündelik hayattan kaçıp, bilinçaltımı yazmaya çalışıyorum... Gündelik hayat zaten başlı başına ayrı bir sanattır. Birşeyi aynen anlatmaksa sanat olamaz... Bilinçaltında ise bütün kainatlar gizli... O sonsuz denizden kaşık kaşık şarkılar yapıyorum...

"Koridor" uzun zamandan beri üzerinde yoğunlaştığınız bir çalışma. Yıllardan beri bekler dururuz "Koridor"çıktı çıkacak diye. Ama İlhan İrem'in bu koridordan çıkmaya ve bu çalışmayı sonlandırmaya pek niyeti yok galiba...

 "Koridor" üzerinde beş yıldan beri çalıştığım bir proje ve neredeyse artık benim için ha-yatımı paylaştığım bir canlı haline geldi. Her yeni düşünceyle ve yaşadığım her olayla yeniden şekilleniyor. Sürekli gelişiyor. Bu nedenle "Koridor" hiç çıkmayabilir. Kendimi halen bitmeyen bir koridorun içinde hissediyorsam bitmiş bir koridoru yayınlayamam. Ya da bunun tam tersi günün birinde koridordan çıktığımda koridorun içindeki yaşadıklarım bana anlamsız gelebilir. 'Koridor"un yerine "Uçun Kuşlar Uçun" şimdi de yine uzun zamandır üzerinde çalıştığım "İlhan-ı Aşk" alıyor. "İlhan-ı Aşk"tan sonraki kasetim "Koridor"mu olacak, bunu zaman gösterecek.

Dünyada özellikle disko müzik olarak nitelendirilen müzik tarzında sürekliliği ol-mayan, reklam ürünü şarkıcı ya da gruplar var. Bu konuda neler düşünüyorsunuz?

Özellikle son yıllarda yurtdışında da yeteneksiz şöhretlerin inanılmaz başarılarına şahit oluyoruz ama orada bir müzik sektörü var ve her şey bu sektörün oyunu...Yabancı müzik sektörünün tezgâhları yalnızca kendini ve felsefesini kanıtlamış on beş-yirmi dinozor grup ve sanatçıya el uzatamıyor... Diğerleri, zaten daha büyük bir emelleri olmadığı için, bir ya da İki şarkıyla dünyanın malını götürüyor... 
     
Peki sizce Türkiye'de müzik sektörünün sağlıklı olarak yerine oturmayışının ne-denleri neler? Çıkış noktası ne olabilir?         

Türkiye'de henüz müzik sektörü yok, sapla samanın birbirine karışması ondan... Gerçek sanatçıyla diğerleri bu nedenle birbirine karışıyor... Türkiye'de müzik sektörünün bugüne dek oluşmayışı halkın tercihini netlikle ortaya koymamasından kaynaklanıyordu... Tercihin çoğunlukla "arabesk" olduğu günlerde bir şey oluşamazdı, çünkü, yaşanan çağ kendi dinamizmini de katarak yeni bir yol oluşturmalıydı... İşte bu yol, "Çağdaş Türk Müziği"dir... Sezen Aksu'nun, Burhan Çaçan'ın, İbrahim Tatlıses'in, Orhan Gencebay'ın, Kayahan'ın, Fatih Kısaparmak'ın, Yeni Türkü'nün söylediği, benim değişik bir boyutunu yakalamaya çalıştığı mo!gu "Çağdaş Türk Müziği"dir... Müzik dergisi "Çağdaş Türk Müziği" adına kampanya başlatmalıdır... Çünkü bu olgu, yöresel müziğimizi eziklikten kurtaracak, aptalca sentezlerle deforme edilmekten koruyacak, özgürce evrenselleşmesini sağlayacaktır...

Çalışmalarınızı sürdürürken, eşlik konusunda ya da yeni bir yapımın oluşması konusunda sizinle çalışacak müzisyen kadroyu oluşturmakta güçlükleriniz var mı?

Bence müziğimizin en büyük sorunu, sazına hâkim, yetenekli genç müzisyenlerin yetişmiyor olması... Gerçi bu söyledik!erimin istisnası olarak son yıllarda müzik dünyasında gerek düzenleme, gerek eşlik konusunda son derece yetkin birkaç genç müzisyen boy verdi ama sayı olarak yetersiz...

Gerçekten gelecek vaat eden birçoğu da, önce uzun ve külfetli emek yılları yaşanması gerektiğini düşünmeden, müzik kişilikleri oluşmadan hemen vitrine çıkmayı istiyorlar... Sanat bir kültür işidir... İnsanın kendini fark etmeden, geliştirmeden, gelecek hakkında sağlıklı bir yorum yapabilecek kadar dünyada olup bitenleri izlemeden, yazın sanatını, sinemayı, tiyatroyu, izlemeden, dinlerle, psikoloji ile, parapsikoloji ile, tarihle, coğrafya İle, sanat tarihi ile, sporla, ekoloji ile, yöresel ve evrensel oluşumlarla, uzakdoğu ile, kıyısından köşesinden uzayla ilgilenmeden tırmanıcı ye kalıcı bir çizgi oluşturması mümkün değildir... "İçtenlikle gerçekleşen her şey sanattır" dedim, ama içtenlik ve sezginin yanı sıra kültür alt yapısı şart...

Örneğin düzenleme yapmak, melodiye uygun akorları ve ritmleri arka arkaya sıralamak değildir... Aranjör şarkının ruhunu kavrayıp, onun yaşaması için uygun hayat ortamını yaratacak kişidir... Az önce sözünü ettiğim kültürel etkinlikleri olmayan bir kişi bunu başaramaz... Ne evrensel boyutlarda bir katkısı olabilir, ne de üstten bir bakışla, kendi toplumunun alt-kültürünü kavrayabilir... Böyle bir müzisyen, alt-kültürün bir bireyi olarak, kalabalık bir kesimin aynaya bakmasını sağlayarak kısa vadeli büyük tirajlar yakalar...

Son olarak gelecekte nasıl bir sanat ortamı, nasıl bir gençlik ve nasıl bir İlhan İrem düşlüyorsunuz?

Toplumun ve Özellikle topluma yön verecek kişiler olan sanatçıların, böylesine birbirlerinden kopuk olmaları üzücü... Benimse, insanımdan olabildiğince kopuk olmadan, çağın dinamiğini yakalamak ve çağımın çok ötelerinde kalıcı olabilmekten başka, kimseyle hîçbir kavgam yok...
     
En büyük isteğim gençlerin beğenmedikleri her konuda doğrudan tepki vermeleridir... Yaşamlarımızı ve geleceğimizi ilgilendiren konularda haksızlığı yaratanlara tepki vermedikçe şikâyet etmeye hakkımız yoktur... Kişisel çıkarları İçin Türkiye'yi savaşa sokmak isteyenlere tepki vermeliyiz... Laiklik adına Anıtkabir'e yürüyen öğretim üyelerine destek telgrafları çekilmeli... "Flört fahişeliktir," diyen bakana, "Yeşili seven ormana gitsin," diyen bakana, Atatürk'e, çağdaşlığa dil uzatanlara telgraf, mektup yağmuru ile ve her şekilde tepki vermeli gençler... İn-sanların, hayvanların, doğanın, hayatın hakkını aramak politika yapmak değildir... Dergilerin okuyucu köşelerine, sanat sayfalarına yazılar, şiirler göndermeye zaman bulunuyorsa bunlar da yapılabilir... Ben duygularımı sevgi içinde bazen soyut, bazen somut, kendi tarzımda dile getiriyorum... Yakında çıkacak yapıtımda '90')ı yıllarımı belirleyen köklü bir değişim var... "Yağma Yağmur", "Sevginin Gelmez Yazları", "Güneş Tutulması", "Mutlu Son" gibi şarkılar bu değişimin hemen gözlenebileceği çalışmalar...

Söyleyeceklerimi daha rafine, daha sade dile getirme yolunda bu hayatımdan da öncesine uzanan bir yol kat ettim... Ve bir kez daha dünyaya gelmeyi istemeyecek kadar hayat doluyum...

Özlem SÜYEV
Boom Müzik 
Mart 1991


< Önceki   Sonraki >

    Sayfa Basi
Yazıların hakları yazarlara aittir. Lütfen kendilerinden izin almadan yayınlamayınız
Ruhun özü Krizalit içinde saklı. Yıldız tozları, yeniden doğuşun işareti. Bir kelebek, reankarnasyon sancılarında ağulu yeşil çocukluk pembesi Sarı hüznü yılların düşsel uçuşlarda... Haberci Güvercin İnsan bedeninde kanatları hiiiç yok olmadan Melek şekline büründü ruh Basubadelmevt! Ruhun Yükselişi Seni Seviyorum Kelebek ömrü kadar sonsuz. Başka hayatlarda yitirip, Farklı boyutlarda bulduğumuz birileri. Ruhun Yükselişi! Seni Seviyorum