İlhan İrem soundunu yaratan müzikal hatalar... Yazık Oldu Yarınlara'dan Uçun Kuşlar Uçun'a Müzikte yirmi iki yıl... '80 öncesi ve '80 sonrası... Senfonik Rock... Anadolu Folk... Yeni Türkü, Ezginin Günlüğü, Barış Manço, Cem Karaca... İMÇ... Kaset Denetimi... Türkiye'de Sanatçı olmanın onuru... Yeşiller... Sanatçının İşlevi... İlhan İrem, Orhan Kahyaoğlu'nun sorularını yanıtladı... "Müzikle tanışman nasıl oldu?" Bizim evde hiçbir zaman Türk Sanat Müziği, Türk Halk Müziği dinlenmezdi. Ağabeyim sürekli Batı plakları dinlerdi. Ve benim kulaklarım da küçük yaştan beri o müzikle doldu. Ortaokulun son senesinde ise, ben 14 yaşındayken Bursa'da bir orkestra kurduk ve ben orkestra şarkıcılığı yapmaya başladım. Yıl 1968-1969. yani '68 kuşağını ucundan yakaladık. Beatles, Jose Feiiciano, Rolling Stones söylüyordum. Daha sonra lise çağları başlarken ilk aşklar da filizlenmeye başladı. Böylece ben ağabeyimin gitarını gizli gizli alıp, kimseye dinletemediğim besteler yapmaya başladım. Lise ikiye giderken ilk defa bunları ağabeyime dinlettim ve o beni destekledi. Piyasada o zaman Cem Karaca, Barış Manço gündemdeydi. Ağabeyim, "Pek çoğundan iyi bunlar, bunları plak yapmalısın" dedi. Dört tane beste ile İstanbul'a Unkapanı Çarşısı'na gelip, tek başına çarşıyı dolaştım. "Benim bestelerim var, sözlerini de ben yazıyorum, bunları değerlendirir misiniz?" diye kapı kapı dolaştım. Birkaç günlük hüsrandan sonra kabul edildi. İlk plağın çıkışı '73'ün başında oldu. İsrail-Arap savaşının haberlerini radyoda dinlerken o zamanki kafamla yaptığım bir besteydi. İlk çıkış. Yine barışçıl bir çıkıştı.
"Aslında seni, biz pek öyle tanımıyoruz. O zamanlar daha romantik..." Plağı yaptığımda 16 yaşındaydım ve bütün çabam bir ekol, bir tarz yakalamaktı. Zannediyorum bu ilk çalışmada gerçekleşemedi. Ondan sonra ikinci esas çalışma; patlayan o oldu. Bir yüzünde Yazık Oldu Yarınlara diğer yüzünde, halk arasında "Boşver Arkadaş" şeklinde sloganlaşan Haydi Sil Gözlerini vardı. '74 senesinde çok büyük satış yaptı. Fakat ben "Boşver Arkadaş" şeklindeki sloganlaşmadan rahatsız oldum. O zamanlar rahatsızlığımı açık açık dile getiremiyordum. Çünkü ben daha çok romantik yapılanmalarda, şanson kökenli yürümek istiyordum. O yüzden Anlasana tarzının üzerine gittim. '75'te "Anlasana" çıktı. Ve '80'li yıllara kadar bir dizi 45'lik onu takip etti. "Senin müzik ile tanıştığın dönem diye verdiğin tarih, 1968, Türkiye'de pop müziğin 'Anadolu Pop' adı verilen biçimiyle kızıştığı zamanlarda içindesin ve tam tükendiği noktalarda sen star oldun değil mi?"
Duygu bir kenara gitmişti galiba o yıllarda... Barış Manço bir başka platformda koşturuyordu. Cem Karaca yine daha sloganlaşan bir çizgiye doğru ilerliyordu... İşte o Tamirci Çırağı, Namus Belası gibi şarkılarla. Bu arada duygu isteyerek yakalanmadı. Ama böyle bir boşluk yakalanmış oldu. Gençlikteki o duygu, yani salt yoğun ve içten duygu... Ben oluşturduğum üretimleri bir vahiy gibi kabul ediyorum, bir anda geliyor. Blok halinde sözüyle, müziğiyle geliyor ve ben onu sonradan müzik bilgim değiştirmeye, matematikselleştirmeye müsait olmasına rağmen bunu yapmayı o gelen üretime saygısızlık olarak kabul ediyorum. Hâlâ bazı çalışmalarımda müzikal hatalar vardır ve bu müzikal hatalar beni, İlhan İrem sound'unu doğurmuştur. İçimden nasıl geliyorsa o şekilde muhafaza edip, plağa döktüm ve bu bir içtenlik oluşturdu. Bu içtenlik, zannediyorum o yıllardaki boşluğu yakaladı. Bunu hesaplı kitaplı yapmamıştım ama böyle oldu. '70'li yıllar tiraj olarak İlhan İrem'in en hızlı yıllarıydı, fakat '80'den sonra işlevimin bu olmadığına karar verdim.
"Bu noktada böylesi arayışların gerekçesi neydi?" Daha evrensel, daha derinlemesine, daha çok şeyi söylemeyi kendime amaç edindim. Bu boyut soyutlamaları getirdi, bu soyutlamaların başlangıcı Olanlar Olmuş'tu. Değişik bir orkestral anlayışı da beraberinde getirdi. Artık 80'li yıllardan İtibaren benim için orkestrasyona müdahale etme dönemi başladı. Bir düzenleme dosyası hazırlayarak, aranjörle bir eve kapanıp, İlhan İrem soundunu iyice ısıtmak ve bir İlhan İrem felsefesi oluşturmak kaygısına düştüm. Bu kaygı benim tam yirmi yaşlarımın ortalarına denk düşüyor... O yaş!arda bir adamın, benim müziğim şu, sözlerim şu, felsefem de bu demesi bazı çevrelerde yadırgandı. Hele hele bu adam başlangıçta "Boşver Arkadaş" gibi o zamanlar yanlış anlaşılan bir lafla yola çıktıysa... Bunun kavgası 5-6 yıl sürdü.
"Müziğinizde rock unsurları gündeme gelmeye başladı..."
Eskiden beste yapma duygusu geldiği zaman bir odaya kapanarak teybi açıp yapıyordum. Fakat sonra bu duygu o kadar çok yoğunlaştı ki, sözlerin ve müziğin dışındaki efektleri, hayatın içindeki sesleri müziğime katmaya karar verdim. Çünkü hayatımı olduğu gibi anlatsın istiyordum. Bunda dinlediğim müziklerin de herhalde etkisi vardı.
"Neler dinliyordun?"
Mesela, Thick Is A Brick hâlâ başucu kasetim. Pink Floyd'u sürekli dinlerim. Sonra Genesis, Oueen gibi gruplar da belirleyici oldu bunda. Ama ben de aynı bunlar gibi yapayım anlamında olmadı, bu. Ben ilk senfonik rock olayına başlayıp. Pencere, Köprü, Ve Ötesi ile altı sene süren bir çalışmayla tamamladığım zaman ilk elde özellikle "Pencere"deki helikopter efektleri falan Pink Floyd çağrışımları yaptı. Bu yüzden ben de senfonik rock adını kullanmamaya başladım. İlhan İrem müziği yapıyorum dedim. Çünkü demek zorundaydım. Ben başka bir yere gidiyordum. Toplumun bilinci çok geç oluşuyor, değişimleri çok geç yakalıyor. Yanlış anlaşılmaları önlemek için "Ben yine İlhan İrem müziği yapıyorum" deyip, "Köprü", "Ve Ötesi"nde olayı sürdürdüm. "Çok ciddi bir ayrımdan söz ediyorsun. Ama bu '8O'den önce yaptıklarını kabul etmemek anlamına gelmiyor değil mi?"
Hiç değil. Şimdi '80'den sonra yaptıklarım beni başka bir müziksever kitlesiyle buluşturdu. Bunun yanı sıra sert eleştiriler almaya da başladım. 'Biz sizin romantik şarkılarınızı çok seviyoruz. Onları istiyoruz' dediler. Halbuki yeni yapılan senfonik rock'dan yola çıktığım şarkılarda da duygusal şarkılar vardı. Ama eldiveni farklıydı, sunuşu farklıydı. Yoksa yorum yine İlhan İrem yorumuydu. Bu giderek birbirinden kopan, iki uç haline gelen dinleyiciyi birleştirmek için hesaplı kitaplı olarak Dünden Yarına'yı yaptım. "Dünden Yarına" bir tiraj patlaması yaptı, demek ki doğru hesaplanmış, doğru kitaplanmıştı. Bunu maksatlı ve amaçlı yaptım, yaptığım için şikâyetçi değilim.
"Bu noktada son yapıtın 'Uçun Kuşlar Uçun'un çizgisini nereye koyacağız?"
"Dünden Yarına"nın devamıdır. Esas başyapıt olarak hazırlamayı düşündüğüm, Koridor diye dört senedir üzerinde çalıştığım bir program var, onun hazırlayıcısıdır.
"Bu İnsanların '80 öncesi ve '80 sonrası diye seçim yapma hakları var. Bence insanlara ikisini birden kabul ettirmek zor galiba..."
Barış Manço'nun uzun saçları, Cem Karaca'nın gittikçe sloganlaşan tavrı içerisinde ben, temiz yüzlü, içten şeyler söylemeye çalışan bir insan olarak çıktım. Hatta '80'li yıllardan başlayarak müziğimdeki başkaldırı görüntüme de yansımaya başladı. Artık görüntüsüyle, sözüyle, müziğiyle, felsefesiyle İlhan İrem bir yaşam biçimi olarak oturdu. Bunun savaşı beş sene sürdü, artık kendimle savaşıyorum, hiç kimseye hiçbir şey anlatmıyorum, fazla konuşmayı gereksiz buluyorum.
"Bu süreçte biraz daha belirginleşen bir 'çevre' olayı vardı. O 'yeşil' olayında biraz politizasyon yoğunluğu vardı." İlhan İrem'in oluşumunu belirlenmesinde etki-tepki sonucu doğdu. İlhan İrem '80'li yıllara kadar politik bir sanatçı da değildi. Fakat '80'Iİ yıllardan sonra Türkiye'deki ve dünyadaki takip edebildiğim kadarıyla olaylar bende etki-tepki oluşturdu. Böylece şarkı sözleri de biraz daha farklı oluştu. Gündeme 'çevre' olayı geldi. Sanatçının farklı işlevlerinin de olmasına karar verince çevre konusunda çalışmalar yapmaya başladım. Ama bütün politikalar-dan, kliklerden ayrı bir çatı kurmaya çalışıyorum. Eğer sevgi içeriyorsa karşımdaki dernek, parti ya da kişi onu destekliyorum. .
"Geniş bir değerlendirmeye giriş olarak '68'e dönelim. '68-75 arası bir folk çıkışı vardı. Moğollar, Anadolu gibi. Senin müziğinden ayrı bir arayış vardı..."
Önceleri bunlar benden uzaktı, bu 'Anadolu Folk', 'Anadolu Pop' denilen olay özellikle Moğollar'ın yaptığı çalışmalar gelecekte oluşacak çağdaş Türk müziğinin yapı taşlarıdır ve bence hepsi de olması gereken çalışmalardı. İyi ki de oldu. Çünkü farkında olarak ya da olmayarak, hepimiz onlardan bir şeyler yakaladık. Sonuçta ben de "Pencere"den başlayarak Türk sazları kullanmaya başladım. Yöresellik olmadan, evrensellik olmayacağını fark ettim. Evrensellik zaten sözlerimde ya da melodik yapılarımda vardır. Ama bizim sazlarımızı da kullanarak ikisinin sentezini aramaya çalıştım. Onu da çok dozunda tutmaya çalıştım; yeni bir yanlış anlaşılma olmasın diye.
"Pop Müziğinde bir çıkıştan söz ediliyor. Yeni Türkü ve benzeri gruplarla gelen bir kanal bu. Bunları nasıl değerlendiriyorsun?"
Önce şunu söyleyeyim, en karamsar dönemlerde bile ben arabeske karşı değildim. Hâlâ da değiIim. Bundan altı-yıl Öncesinde, gelecekte çağdaş Türk müziğinin oluşacağına ve Türk Pop Müziğinin yeniden soluk alacağına inanıyordum. Bu inancımı imkânsızlıklar içinde bodrum katlarında çalışan, iki-yüz-üç yüz kişiye konserler veren gençler pekiştiriyordu. Diğer yandan Yeni Türkü, Çağdaş Türkü ve Ezginin Günlüğü gibi gruplar oluştu. Bunlar, bence eskilerdeki Anadolu Folk'unun daha bilinçlenmiş, belli kalıplar İçerisine girmiş ama daha rafine, daha evrensel çalışmalar üreten gruplar. Bunların oluşmasını Türk Pop'u açısından çok olumlu buluyorum.
"İMÇ ile ilişkilerin nasıl? Bu mekanizmayı, bu piyasayı nasıl değerlendiriyorsun?"
Çok geniş bir pazar. Benim çalışabileceğim plak şirketinin sahibi, tümüyle olmasa da bir noktasından benim düşünce boyutumu yakalamak zorunda. Bu pazarda üç beş tanesinin dışında derdimi anlatabileceğim şirket yok. Bu beş şirketin dışındakiler İlhan İrem'e servis vermekten çok uzak. Ben kadromu düşüncelerimi paylaşan insanlardan oluşturdum. Bir de benim yaptığım müziğin masraf boyutu var. Son kasetimi 11 ayda bitirdim. Bu bana göre hızlı bir çalışma. Bu süreçte Türkiye'deki oluşumlar dahilinde gazinoya çıkamam. Gazino olayını ben on sene evvel kapattım. Konserler olsa da pek sık olmuyor. Kasette de işin ucuz tarafına kaçmıyoruz. "Uçun Kuşlar Uçun için altmış dakikalık kaset yaptık. Kaset yetmiş milyona maloldu.
"Peki bu kasetlerin denetlenmesi olayına ne diyorsun?"
Besteler ne şartlar altında oluşturduğumu bilmeyen, o oluşumun içinde yer almayan, memur zihniyeti içindeki insanlar tarafından denetleniyor. Ben bir kelimenin dahi yerine oturması için o kadar uğraşmışım, beynimi yemişim. Bir memur kırmızı kalemle üstünü çizebiliyor. İşte bu noktada bizim yaptıklarımız, dışarıda yapılanlardan daha değerli. Ya Türkiye'de sanatçı olmanın onurunu daha az yaşa-yarak üreteceksin; ya da başka ülkeye yerleşecek-sin. Belki buradaki kadar ünlü olmayacaksın, ama sanatçı olmanın onurunu yaşayacaksın. Türkiye'de sanatçı olmanın onuru yaşanmıyor. Biz burada çok çetin bir savaşım veriyoruz. Ben bu savaşımı artık güleryüzle veriyorum. Hiçbir şey beni kızdırmıyor. Bu ortamı böyle kabul ettim. Böyle olunca rahatladım. Artık ağlamıyorum. Benim kasetteki bir şarkı da denetime takıldı. Blues For Molla kasetten çıkmazsa bandrol vermiyoruz dediler. Çıkarttık. Bu konuda konuşacak fazla bir şeyim yok. Fakat bu konuşmayı üç yıl önce yapsaydık, bu noktada yoğunlaşırdım.
Orhan Kahyaoğlu Boom Müzik Şubat 1990 |