Ana Sayfa arrow İlhan İrem arrow Öteden arrow Şarlatan Dahilere Dair Yazı Boyutu: + | -

 

 

Ana Sayfa
Kanat Sesleri
Yolculuklar
Makaleler
Araştırmalar
İÇ'ten
Sonsuzluk Notaları
Yönsüz Akışlar
İlhan İrem Forum
.....:: BİRileri ::.....
İlhan İrem
Halil Cibran
Krishnamurti
Mevlana
Osho
Yunus Emre
........................
Haber ve Duyurular
Kanat Sesleri'nde
Duvar Kağıtları
Bilgi İsteği
Dinle'nce
Linkler
Arama
İletişim
Mesajlar
Gelen Kutusu

Yeni mesajınız yok.

Kullanıcı adı

Parola

Beni hatırla
Parolanızı mı Unuttunuz?
Hesabınız yoksa,
oluşturabilirsiniz

 

 

.....
 
Şarlatan Dahilere Dair Yazdır E-Posta

Tuluatçı konuşuyordu;
"Tuğla tuğla duvarlar örüyorum çiplerle...
Ölçüler arasına sıkışmış sonsuz bir aşk!
Alın dinleyin;
Rüzgarın, dalgaların -tıpkısı aynısı- olağanüstü kükreyişi bu (!)

Ayak izlerim kalmıyor kumsallarda...
Öykümüzü enginlere karıştırmanın mutluluğundan yoksun, sığ derinlikler.
Tuşların üzerinde gezindim de gecelerce...
Hiç ıslanmadı, uçmadı, tuzlanmadı saçlarım.
Temmuz yanıklarıyla soyulmadı derim yaz şarkıları yazarken.
Yüz felci tehlikeleriyle donup kalmadım kuzey kayalıklarında.
Ama internet sörflerinden şuncacık dakika sonra
Bilgisayarımı başka hünerlere programlayıp
Rüzgarlı, yağmurlu, denizli, ilahi aşk şarkıları peydahlarım sonunda.
İntro hoş olur...
Ritim uygun...

-Laf aramızda- anlatacağım başka da bir şey yoktur!
Devamı hiç yaşamadığım/yaşamayacağım aşklarda gizlenen
Uydur-kaydır, kokusuz bişeyler.

Bütün bu mekanik programlı sarılışlardan öte,
İlkçağ güzelliklerinden kalma bir sevgili bulsam ansızın.
Sevişsem de her şeyden azade...
O davetkar salgılarını aşkın
O büyülü ter kokusunu yazmak için fırlasam yataklardan...
Beynime çakılmış mezur sayışları
Maviliği yırtan gemiler, gökgürültüsü, kuş efektleri...
Yaşamasızlığımı kıvranan ağır ahkamlarda perdeler,
Siber uzaylara anlamsızlığınca anlamlı besteler dökerim.
Kendini parlatmaktan yorgun düşmüş gözlerle anlatırım, anlatırım...
Sihirli parmaklarımla uzayların ulviyetinde, bir ucundan Atatürk'e dokunur...
Sağ elimle uzanırım kutsal topraklara
Uzlaşma ekranlarının dahiyane ürünü...
Dünyanın en iyi üç... Bilemedin beş New Age müzisyeninden birisiyim ya!
Dünyanın her yerinde en büyük şefler, orkestralar, virtüözler
Dünyanın en ünlü konser salonlarında sabah akşam yorumlarlar eserlerimi.
Ve hacı bekler gibi beklerler yapıtlarımı...
Biraz geciksem hemen sitemler başlar...
Geceyarısı telefonları; 'Yahu üstad' derler, 'bizi öksüz bıraktın!'
Kimler kimler aramaz ki!.."

(Aldı öteki/harika çocuğu akustik gitarın)

"Ben de tam bundan şikayet edecektim.
Bizim gibi dünya sanatçılarına hiç rahat yok azizim!
Zengin abi, şeyy...pardon! Engin abi,
Şimdi sen bana bunları bunları sor yanıtlayayım.
Kırkbir yaşındayım, çok mutluyum, ikibin tane bestem var!"

"A ha! İkibin yılında ikibin beste, çok hoş!"

"Tabi abi ya!
Frantz Lizst bile kırkbeş yaşından sonra başlamış büyük eserlerine."

"Geçenlerde bir rüya gördüm, bu şarkıyı besteledim.
Düşünü gördüğüm kutsal topraklara...
Rabbi kısmet ederse, gelecek ay umreye gideceğim."

"üstadım, sen ne güzel insansın!
Al, bu musaf ve bu tesbih sana armağanım.
Kutsal seyahatinde yanından hiç ayırma sakın!"

"hakkınızı helal edin!"

"Helal olsun! Güle güle git... Oralardan güzellikler getir."

Helal olsun size!
Üçüncü milenyum çağında,
Sanalizasyon senfoni orkestrasının kerameti kendilerinden menkul dahileri!
Bana, sırtınızı tırmıklayan
En deli kainat orgazmlarının sesini verebilir misiniz?
Kokusunu duyurabilir misiniz?
O yeniden davetkar girdapların...
O naylon yanık kokulu dokunuşlar dillendirebilir mi gerçek aşkları?
O heyecanları...

Fıldır bakışlı benlik hezeyanlarının çok uzağında huzurlu sanılan
Tanrısal lezzetlerin ceviz içi kokularını hiç bilmeden
Korku haykırışlı küçülmelere, kırılıp bükülmelere
Sanat, aşk, insan, hayat adı veriyorsunuz.
Başınızdaki sanal sevda kuşlarını keramet belleyip,
Ulviyetler içinde kutsuyorlar sizi!
Çünkü daha ötelerin peşine düşmüş hiç kimseler yok gibi.
Kendinden başka sonsuz kainat renklerinden bihaber...
Minnacıklığını bilip te, muteber olma çığlıklarıyla
Evrensel aşk ve güzel insanlık çöllerinin atmayan yüreğinden
Yağmurlu aşk hayalleriyle sanal sanata soyunmak vahimdir!
Çünkü ne kadar çok şapşal mürit olursa olsun,
Asıl yalın gerçeği o kahrolası/öpülesi birileri hep bilir.
Öte yandaki dipten kabarcığı bir nebze olsun hissedebiliyorsan,
Sen uzlaşmanın gözbebeği ekranlarında
Ve canlı bağlantılarda itinayla tonladığın otello tiradını sürdürdükçe
Ne kadar çok para ve ne kadar kalabalık alkış sararsa sarsın etrafını
Nedense(!) ezikliğin görebilenlerce belirginleşir
Canın hep daha çok acır!

Neyse!
Acilen kır ekranı!
Bansı başa sar...
Yeniden kucağına al gitarını, basını, hayatını.
Çocukluk aşkların, nota kağıtların, şiir defterlerin
Kişilik satışlı yaka paça kölesi, sözcüsü olduğun sonuna kadar...
Küreselleşme, elektronik gibi, sırtından vurmaz seni.
Ekranların sanal güdüklüğündeki matematik hayatların
Ulvi görüntülü, tavlama teraneli tıngırtılarını bırak!
Megalomanyak harika çocuk ve deha travmaları da boşa!
Hesapsız, kitapsız bir sevgiliyle
Gerçek bir aşkın sevişmelerinden yalansız yarınlara yükselebilirsen eğer...
Bana o sonsuzluk senfonisinin
Sonsuz huzurlarla örülü hikayesini anlat!

          Işık ve sevgiyle...
          İlhan İREM

< Önceki   Sonraki >

    Sayfa Basi
Yazıların hakları yazarlara aittir. Lütfen kendilerinden izin almadan yayınlamayınız
Ruhun özü Krizalit içinde saklı. Yıldız tozları, yeniden doğuşun işareti. Bir kelebek, reankarnasyon sancılarında ağulu yeşil çocukluk pembesi Sarı hüznü yılların düşsel uçuşlarda... Haberci Güvercin İnsan bedeninde kanatları hiiiç yok olmadan Melek şekline büründü ruh Basubadelmevt! Ruhun Yükselişi Seni Seviyorum Kelebek ömrü kadar sonsuz. Başka hayatlarda yitirip, Farklı boyutlarda bulduğumuz birileri. Ruhun Yükselişi! Seni Seviyorum