Tuluatçı konuşuyordu; "Tuğla tuğla duvarlar örüyorum çiplerle... Ölçüler arasına sıkışmış sonsuz bir aşk! Alın dinleyin; Rüzgarın, dalgaların -tıpkısı aynısı- olağanüstü kükreyişi bu (!) Ayak izlerim kalmıyor kumsallarda... Öykümüzü enginlere karıştırmanın mutluluğundan yoksun, sığ derinlikler. Tuşların üzerinde gezindim de gecelerce... Hiç ıslanmadı, uçmadı, tuzlanmadı saçlarım. Temmuz yanıklarıyla soyulmadı derim yaz şarkıları yazarken. Yüz felci tehlikeleriyle donup kalmadım kuzey kayalıklarında. Ama internet sörflerinden şuncacık dakika sonra Bilgisayarımı başka hünerlere programlayıp Rüzgarlı, yağmurlu, denizli, ilahi aşk şarkıları peydahlarım sonunda. İntro hoş olur... Ritim uygun...
-Laf aramızda- anlatacağım başka da bir şey yoktur! Devamı hiç yaşamadığım/yaşamayacağım aşklarda gizlenen Uydur-kaydır, kokusuz bişeyler.
Bütün bu mekanik programlı sarılışlardan öte, İlkçağ güzelliklerinden kalma bir sevgili bulsam ansızın. Sevişsem de her şeyden azade... O davetkar salgılarını aşkın O büyülü ter kokusunu yazmak için fırlasam yataklardan... Beynime çakılmış mezur sayışları Maviliği yırtan gemiler, gökgürültüsü, kuş efektleri... Yaşamasızlığımı kıvranan ağır ahkamlarda perdeler, Siber uzaylara anlamsızlığınca anlamlı besteler dökerim. Kendini parlatmaktan yorgun düşmüş gözlerle anlatırım, anlatırım... Sihirli parmaklarımla uzayların ulviyetinde, bir ucundan Atatürk'e dokunur... Sağ elimle uzanırım kutsal topraklara Uzlaşma ekranlarının dahiyane ürünü... Dünyanın en iyi üç... Bilemedin beş New Age müzisyeninden birisiyim ya! Dünyanın her yerinde en büyük şefler, orkestralar, virtüözler Dünyanın en ünlü konser salonlarında sabah akşam yorumlarlar eserlerimi. Ve hacı bekler gibi beklerler yapıtlarımı... Biraz geciksem hemen sitemler başlar... Geceyarısı telefonları; 'Yahu üstad' derler, 'bizi öksüz bıraktın!' Kimler kimler aramaz ki!.."
(Aldı öteki/harika çocuğu akustik gitarın)
"Ben de tam bundan şikayet edecektim. Bizim gibi dünya sanatçılarına hiç rahat yok azizim! Zengin abi, şeyy...pardon! Engin abi, Şimdi sen bana bunları bunları sor yanıtlayayım. Kırkbir yaşındayım, çok mutluyum, ikibin tane bestem var!"
"A ha! İkibin yılında ikibin beste, çok hoş!"
"Tabi abi ya! Frantz Lizst bile kırkbeş yaşından sonra başlamış büyük eserlerine."
"Geçenlerde bir rüya gördüm, bu şarkıyı besteledim. Düşünü gördüğüm kutsal topraklara... Rabbi kısmet ederse, gelecek ay umreye gideceğim."
"üstadım, sen ne güzel insansın! Al, bu musaf ve bu tesbih sana armağanım. Kutsal seyahatinde yanından hiç ayırma sakın!"
"hakkınızı helal edin!"
"Helal olsun! Güle güle git... Oralardan güzellikler getir."
Helal olsun size! Üçüncü milenyum çağında, Sanalizasyon senfoni orkestrasının kerameti kendilerinden menkul dahileri! Bana, sırtınızı tırmıklayan En deli kainat orgazmlarının sesini verebilir misiniz? Kokusunu duyurabilir misiniz? O yeniden davetkar girdapların... O naylon yanık kokulu dokunuşlar dillendirebilir mi gerçek aşkları? O heyecanları...
Fıldır bakışlı benlik hezeyanlarının çok uzağında huzurlu sanılan Tanrısal lezzetlerin ceviz içi kokularını hiç bilmeden Korku haykırışlı küçülmelere, kırılıp bükülmelere Sanat, aşk, insan, hayat adı veriyorsunuz. Başınızdaki sanal sevda kuşlarını keramet belleyip, Ulviyetler içinde kutsuyorlar sizi! Çünkü daha ötelerin peşine düşmüş hiç kimseler yok gibi. Kendinden başka sonsuz kainat renklerinden bihaber... Minnacıklığını bilip te, muteber olma çığlıklarıyla Evrensel aşk ve güzel insanlık çöllerinin atmayan yüreğinden Yağmurlu aşk hayalleriyle sanal sanata soyunmak vahimdir! Çünkü ne kadar çok şapşal mürit olursa olsun, Asıl yalın gerçeği o kahrolası/öpülesi birileri hep bilir. Öte yandaki dipten kabarcığı bir nebze olsun hissedebiliyorsan, Sen uzlaşmanın gözbebeği ekranlarında Ve canlı bağlantılarda itinayla tonladığın otello tiradını sürdürdükçe Ne kadar çok para ve ne kadar kalabalık alkış sararsa sarsın etrafını Nedense(!) ezikliğin görebilenlerce belirginleşir Canın hep daha çok acır!
Neyse! Acilen kır ekranı! Bansı başa sar... Yeniden kucağına al gitarını, basını, hayatını. Çocukluk aşkların, nota kağıtların, şiir defterlerin Kişilik satışlı yaka paça kölesi, sözcüsü olduğun sonuna kadar... Küreselleşme, elektronik gibi, sırtından vurmaz seni. Ekranların sanal güdüklüğündeki matematik hayatların Ulvi görüntülü, tavlama teraneli tıngırtılarını bırak! Megalomanyak harika çocuk ve deha travmaları da boşa! Hesapsız, kitapsız bir sevgiliyle Gerçek bir aşkın sevişmelerinden yalansız yarınlara yükselebilirsen eğer... Bana o sonsuzluk senfonisinin Sonsuz huzurlarla örülü hikayesini anlat!
Işık ve sevgiyle... İlhan İREM |