Ana Sayfa arrow İlhan İrem arrow Öteden... arrow Güne İnanıyor musun? Yazı Boyutu: + | -

 

 

Ana Sayfa
Kanat Sesleri
Yolculuklar
Makaleler
Araştırmalar
İÇ'ten
Sonsuzluk Notaları
Yönsüz Akışlar
İlhan İrem Forum
.....:: BİRileri ::.....
İlhan İrem
Halil Cibran
Krishnamurti
Mevlana
Osho
Yunus Emre
........................
Haber ve Duyurular
Kanat Sesleri'nde
Duvar Kağıtları
Bilgi İsteği
Dinle'nce
Linkler
Arama
İletişim
Mesajlar
Gelen Kutusu

Yeni mesajınız yok.

Kullanıcı adı

Parola

Beni hatırla
Parolanızı mı Unuttunuz?
Hesabınız yoksa,
oluşturabilirsiniz

 

 

.....
 
Güne İnanıyor musun? Yazdır E-Posta

Salondaki saat altıyı beş geçiyordu.
Kuş sesleri...
Uzaklarda köpek havlamaları...
Yer yer griye çalmaya başlasa da, karanlık daha sökülüp düşmemişti göklerden.
Denizin üstündeki sis dalga dalga yumuşatıyordu görüntüyü...
Karşı sahillerde yanıp sönen sarı ışıklar yere inmiş yıldızlar gibiydi...
Bahçeye çıktım.
Sabahın ilk serinliği yüzümde...
Islak çimenler... Kırağı... Rüzgarla salınan yediverenler...
Günün en sessiz zamanları...
Tanrının her sabah yaptığı suluboya resme karıştım, bi sigara içimi...
Sabah ezanı yeni okunuyor... Müezzin bir hayli gecikti sanırım!
Yine çok ağır bir geceydi... (Epeyce içmişim)

Saat yedi gibi yattım.
Uyandığımda neredeyse akşam oluyordu...
Bugün pek işim yok!
Sadece birkaç kısa randevu... Bebek'te koşuşturmalar, sonra gün benim büsbütün!
Saat üçbuçukta çıktım evden.
Sabahki sessizlikten/dinginlikten eser yok sokaklarda...
Şehir zincirini koparmış köpekler gibi, duman rengi tüyleriyle kudurmuş çoktan...

İstanbul'da yaşamayı sigara alışkanlığına benzetiyorum.
"bu beton ormanından, bu şizofrenik bataklıktan kurtulsam" diyorum.
"Gitsem!.."
Kıbrıs'a gidiyorum.
İzmir'e... Foça... Altınoluk... Efes...
Bir hafta sonra burnumda tütmeye başlıyor bu yedi kocalı, yedi tepeli, her şeye karşı direnen güzeller güzeli fahişe şehir!

Uçak penceresinden galata kulesini, boğaz köprüsünü her gördüğümde sanki ilk kez geliyormuşçasına heyecanlanıyorum...
"Haydi bakalım!" diyorum. "İşte geldim İstanbul! Aç koynunu... kimbilir ne güzellikler, ne dertler hazırladın yine bana, özenle!.."
her dem genç kalan gizli bir sevgili gibi, o dirilik, o canlılık, elektriklenme sarmalıyor, çekiyor...
yeniden bıkıpta hayhuyundan, kısa süreli kaçışlara, saklanışlara kadar...

             ***

Bebek/Etiler güzergahında, yaklaşık iki saatte bitirdim işlerimi.
Artık şehir benim...
En bayıldığım şey, boğazın iki yakasını bir tarafta Rumeli Kavağı'na, Kilyos'a, Belgrad ormanlarına, öte yandan Beykoz'a, Anadolu Kavağı'na kadar nereye gittiğini bilmeden, avare aşıklar gibi boydan boya gezinmek...
Önce Ortaköy'e doğru yöneldi arabamın burnu.
Ve tam Arnavutköy sahil yoluna ilerlerken, deniz tarafındaki karşı sahilde, ağır çekimde seyrettim o meşum olayı...
Aradan saatler geçti ve beynim hala tekrar tekrar başa alıp seyrettiriyor, o büyük gürültüyü ve yaşlı adamın havada taklalar atıp, paramparça bir çin kristali gibi korkulukların kenarındaki kaldırımlara yığılmasını...
Uzaktan son model bir araba sürat denemesi limitlerine yaklaştı...
Yaşlı adam, orta korkulukları cambaz gibi aştıktan sonra, yaklaşan canavarın hızını hesaplayamadı ve geçebileceğini sandı karşıya!
Genç sürücü, bekleyeceğini sandı adamın...
İki taraflı kararsızlık!
Çılgınlık anı!
Yaşlı adam intihar adımını attı yola!

Fren sesi...
Ve kulaklarımdan gitmeyen gümbürtü!..
Üç-dört metre kadar havalanıp, yere vurması adamcağızın!

Donakalmıştım...
Bahçemin sabah dinginliğini anımsadım...
O saatlerde bu yaşlı adam ne yapıyordu?
Uyuyor muydu?
Karısı, çocukları, torunları var mıydı?
O zıpırın tamponuyla yaşlı adamı akşam alacasıyla buluşturan, kaos içindeki milyarlarca rastlantısal öyküden birisi...
Eski lunaparklarda, tavanından bir sürü ip sarkan hediye oyunları gibi, hergün iplerden birini/birkaçını seçiyoruz...
Armağanımız, yaşam, mutluluk, mutsuzluk ve ölüm oluyor!
Beynimi bu zamansız felsefe oyunlarından toparlayıp, hemen 154/trafiği ararken, genç, alı al, moru mor bir heyecanla çarptığı adama doğru koşuyordu.
Kazanın yerini bildirip, polis ve ambulans istedim.
Mecburen Kuruçeşme'ye kadar gidip kazanın olduğu karşı şeride döndüm.
Sıkı sıkıya korkuluk demirlerine yapışmıştı yaşlı adam. Titriyordu...
Ve sonra herşey için çok geç oldu!
İhtiyarcığın ayağındaki meslerden biri hala asfaltın ortasındaydı!

             ***

Ambulans uzaklaşırken arabama döndüm...
Direksiyona kapanıp ağladım... Ağladım...
Jethro Tull, "Do You Believe In The Day" çalıyordu...
Sonuna kadar açtım müziğin sesini...
Kendimce bir tören yapıyordum, gözlerimin önünde sonsuzluk yolculuğuna çıkan hiç tanımadığım yaşlı adama!

"Güne İnanıyor musun? güne
İnanıyor musun?
Dur sana yaşamının masallarını anlatayım.
(...)
Dur sana son otobüste giderken
Sokakta boydan boya yatan
Kayıp adamın şarkısını söyleyeyim.
(...)
Öyleyse, siz kaleler kurun genç adamlar
Bir araya gelin,
Çağın hangi zamanı olduğunu söyleyin
Ve sesleriniz cehennem korosuna katılsın."

Eve döndüm...
Şarkının sözlerini buldum Jethro Tull kitabından(*)
Oturup bu yazıyı yazdım sonra.
Birileri geliyor/birileri gidiyor
Yağmur bütün hızıyla sürüyordu!..

Bu şehri niye sevdiğimi, niye sevmediğimi düşündüm tekrar...
Şehr-i İstanbul'un ne suçu var?
Yaşlı adamın başına üşüşen duygusuzlar korosunu o mu gönderdi oraya?
Ağlıyorum...
Biraz kendim/biraz da şarkılarım için!
"Haydi, çocukluk dönemi kahramanları.
Çizgi romanların sayfalarından kalkıp, gelmeyecek misiniz?
Ya sihirli değnekleriniz?
Bize yol göstermeyecek misiniz?
Haydi!
(...)
Bunun içindir ki dağ tepe aşıyor
Tüm hayvanca numaraları yapıyorsunuz.
Ama akıl küpü insanlarınız
Kalın bir tuğla kadar bile
Olamıyorlar bir türlü!"
.......................................................    

  Işık ve sevgiyle....
  İlhan İREM

(*)Jethro Tull/Orhan Kahyaoğlu     

< Önceki   Sonraki >

    Sayfa Basi
Yazıların hakları yazarlara aittir. Lütfen kendilerinden izin almadan yayınlamayınız
Ruhun özü Krizalit içinde saklı. Yıldız tozları, yeniden doğuşun işareti. Bir kelebek, reankarnasyon sancılarında ağulu yeşil çocukluk pembesi Sarı hüznü yılların düşsel uçuşlarda... Haberci Güvercin İnsan bedeninde kanatları hiiiç yok olmadan Melek şekline büründü ruh Basubadelmevt! Ruhun Yükselişi Seni Seviyorum Kelebek ömrü kadar sonsuz. Başka hayatlarda yitirip, Farklı boyutlarda bulduğumuz birileri. Ruhun Yükselişi! Seni Seviyorum