Arafta, cennete doğru yürümeden önce, bulutlardan bir ihrama bürünmüştü... Sisli beyazlıkların zamansızlığa yayılan boşluğunda, Işığı çok uzaklardan seçiliyordu... Yüksekçe bir tepede, kırgınlığını hiç dışa vurmadan, biraz buruk ve umutla gülümseyen bakışlarıyla öylece susuyordu! Dört bir yanında daha önce sonsuza karışanlar, gençler, öğrencileri vardı... Bir düştü bu! Sanki plonje çekim yapan bir kamera gibi, aşağıdaki kalabalığı yukarıdan usulca yaklaşarak görüyordum.
Yaklaştıkça,
suskun insanların düşünce hızıyla konuştuklarını, gençlerin
Prof.Dr. Ahmet Taner Kışlalı ile sürdürdükleri derin ve aydınlık
söyleşiyi duyumsadım...
Kayıt akıyordu;
- Atatürkçülük nedir? Kemalizm denilince ne anlamalıyız?
- Atatürkçülük ya da Kemalizm, Atatürk'ün son zamanlarında
yaptıklarının bek çiliği değil. Son zamanlarda yaptıklarının toplamı da
değil. Biz Kemalizm dediğimiz zaman, Atatürk'ün 6 ilkede çevresini
çizdiği, bu ilkelerin ışığı altında, değişen koşulların, bilimin ve
aklın ışığında en ileri çözümleri üretmeyi anlıyoruz. Özetle ifade
etmek gerekirse, Kemalizm geçmişin bekçiliği değildir, bir anlamda
geleceğin öncülüğüdür.
- Ülkemizde Atatürkçülük adı altında birbirine zıt görüşler
var. Birçok kesim Atatürkçülüğe sahip çıkıyor. Sizce bunun nedenleri
nelerdir?
- Şimdi, herkes o güçten yararlanmak
ister. Tabii burada önemli olan temel bir ayraç var. Atatürk'ü sevmek
başka, Kemalizmi benimsemek başka. Biz bu açıdan bakarsak Türkiye'deki
siyasal akımları üçe ayırabiliriz. Birinci kesimde Atatürk'e evet,
Kemalizme hayır diyenler var. İkinci kesimde Atatürk'e ve Kemalizme
hayır diyenler var. Üçüncü kesimde ise Atatürk'ün ve Kemalizmin bir
bütün olduğunu kabul edenler var. Şimdi, birinci kesim Türkiye'nin son
yarım yüzyılına damgasını vurmuştur. 1950'den bu yana Demokrat
Parti'den bu yana, bazı dönemler dışında Atatürk'ü neredeyse
putlaştıran, büyük saygı gösteren, fakat Kemalizmin hemen hemen tüm
ilkelerine şu ya da bu şekilde karşı olan iktidarlar gelip geçmiştir.
Ve bunlar son yarım yüzyıla damgasını vurmuştur.
Başka şekilde ifade etmek gerekirse bugünün Türkiye'sinde karşı
karşıya kalınan sorunların temeli budur. Yani Atatürk'ü neredeyse
utlaştıran -ki bu da çok yanlış-ama öte yandan Atatürk'ün yapıtı olarak
kabul edeceğimiz Kemalizmi dışlayan bir Türkiye'yi bu noktaya
getirmiştir. Yani bu noktaya gelişte ne Atatürk'e ne Kemalim'e hayır
diyenlerin bir rolü var ne de Atatürk'ü ve Kemalizmi bir bütün olarak
kabul edip bunu yaşama geçirmeyi arzu edenlerin bir rolü var. 12 Eylül
dahil, Menderes'ten Özal'a, Demirel'e uzanan çizgi tamamen Atatürk'e
saygı ve sevgiyi içeren, fakat Kemalizmi dışlayan bir çizgidir. Bu
kafaları karıştırmıştır. Özellikle 12 Eylül döneminde Atatürkçülük
adına Atatürk'e ihanet edilmiştir yani diğerlerinin miras hakkına
dokunulamazken Atatürk'ün vasiyeti ve miras hakkı çiğnenmiştir.
Atatürk'ün kurduğu kurumlar birer birer kapatılmıştır. Bu ayraç çok
önemli. Şimdi, ben Atatürkçüyüm diyen herkesi Atatürkçü sayamazsınız.
Ben doktorum diyen herkese doktor muamelesi yapılıyor mu? Ben ressamım
diyen herkese ressam muamelesi yapılıyor mu? Onun için insanların
söylediklerine değil, neler yaptıklarına bakarak bir ayrıma ve
sınıflandırmaya tabi tutarsak tahmin ediyorum ki yanılmayız.
- Günümüzde Kemalizmi tehdit eden en önemli unsur sizce nedir?
- Bir defa cumhuriyetin başından beri, Kemalist devrimden bu
yana, karşı devrimci çizgi var. Bu son derece doğaldır. Tarihe
bakıldığında nerede bir devrim olursa orada karşı devrimci güçlere
rastlarsınız. Çünkü devrim birçok kişinin çıkarlarına ve
alışkanlıklarına ters düşer. Ve bunlar devrimi yıpratmak, devrimin
kazanımlarını bir yerde çürütmek için çaba harcarlar. Bu tehdit nereden
geliyor? Üç yerden geliyor. Birincisi Türkiye'ye din devleti kurmak
isteyenlerden geliyor. Onların Atatürk ve Kemalizm ile savaşmaları çok
doğaldır. Çünkü Atatürk'ün devrimlerini yok etmeden din devleti
kuramazlar.
İkinci tehdit, Türkiye'de etnik kökene göre, ayrımcılık yapmak
isteyenlerden geliyor. Onların da Atatürk'le ve Kemalizmle savaşmaları
doğaldır. Çünkü Türkiye'de Atatürk'ü yıkmadan ırkçı, etnik kökenci bir
bölünme gerçekleşemez. Türkiye'nin birliği kolay kolay zedelenemez.
Üçüncü kesimde Türkiye'de kendilerine ikinci cumhuriyetçiler adını
veren kesimden geliyor. Onlar da Atatürk'ü yıkmadan gerçek bir
demokrasiye, katılımcı bir demokrasiye ulaşılamayacağını öne
sürüyorlar. Şimdi, biraz önce de söyledim, birinci ve ikinci kesimin
Atatürk'e saldırmaları doğaldır. Ama bu kesim daha çağdaşlaşma adına,
daha demokratikleşme adına Atatürk'ü yıkmak isterken ya cehaletten, ya
gafletten, ya aymazlıktan ya da ihanetten yola çıkıyor. Çünkü bu
tutarsız. Türkiye'de Atatür'ü yıkarak çağa daha yaklaşacağını öne
sürmek, dediğim gibi ya cehaletten, ya gafletten yada ihanetten
kaynaklanıyor.
.........
Konuşmalar, ortak inançların paydasında tohumlanan görkemli bir
huzurla sürüyordu... O güzel insanı ve düşüncelerini yok ettiklerini
zanneden karanlık ellerin, Kemalim bilincini biraz daha ateşlemekten
öte bir marifet beceremediklerini hissetmeleri(!) için, gizli bir
muhabir gibi duyargalarım açık, sessizce dinliyorum;
- Türkiye'de laiklik konusunda tartışmalar had safhada. Atatürk'ün laiklik anlayışı nedir? Nasıl uygulanmalıdır?
- Laikliğin amacı nedir, önce bunu saptamak gerekir ki,
Türkiye'deki durumu ona göre değerlendirelim. Laikliğin iki amacı var.
Birincisi, farklı inançlardaki toplum kesimlerinin barış içine yan yana
yaşayabilmelerini sağlamak. İkincisi, değişen koşullara aklın ve
bilimin ışığında çözüm arama kapısını açık tutmak. Görüyorsunuz
Hıristiyan dünyası bin yıllık bir karanlık dönem yaşamış. Bunun
içerisinde çok kanlı mezhep savaşları var. Din adına yapılan baskılar
var. Onun bir sonucu kendisini zorlamış laiklik. Aynısı bizim için de
geçerli. Dinsel nedenlerle çıkan kavgaların acılarını biz daha çok
yakınlarda yaşadık. Benim inde bulunduğum hükümet döneminde işte bir
Maraş katliamı, bir Çorum olayını yaşadık. Demek ki bu bizim için de
geçerli. İkincisi de din adına yapılan baskılarla çağdaşlaşmanın
engellenmesine önlemek. Şimdi bu amaçlara yönelirken her toplumun kendi
koşulları içerisinde çözümler ürettiğini görüyoruz. (*)
(....)
***
Rüya bu ya!
Gerisin geri uzaklaşmaya başladım tekrar...
Beynimdeki yankılar fısıltıya dönüp yokoldu.
Boşlukta söyleşen melekleri kuşbakışı seyretmek tarifsiz bir duygu!
Yükseldikçe, bulutsu tepelerde daha bir sürü katledilmiş ışılar gördüm.
Sabaha karşı uyandım...
Türkiye
semalarındaki simsiyah yağmur bulutlarının biraz yukarısında bekleyen
çatır çatır güneşi, giderken ve dönerken içinden geçtiğim -bizim olan-
sabah kıpırtılarını anımsıyorum şimdi.
Işık ve sevgiyle
İlhan İREM
(*): Sorular ve yanıtlar, Prof.Dr. Ahmet Taner Kışlalı ile
ölümünden 10 gün önce Başak-Ekonomi dergisince yapılan söyleşiden
alınmıştır. |