Ana Sayfa arrow İlhan İrem arrow Öteden arrow Cennetin Kıpırtıları Yazı Boyutu: + | -

 

 

Ana Sayfa
Kanat Sesleri
Yolculuklar
Makaleler
Araştırmalar
İÇ'ten
Sonsuzluk Notaları
Yönsüz Akışlar
İlhan İrem Forum
.....:: BİRileri ::.....
İlhan İrem
Halil Cibran
Krishnamurti
Mevlana
Osho
Yunus Emre
........................
Haber ve Duyurular
Kanat Sesleri'nde
Duvar Kağıtları
Bilgi İsteği
Dinle'nce
Linkler
Arama
İletişim
Mesajlar
Gelen Kutusu

Yeni mesajınız yok.

Kullanıcı adı

Parola

Beni hatırla
Parolanızı mı Unuttunuz?
Hesabınız yoksa,
oluşturabilirsiniz

 

 

.....
 
Cennetin Kıpırtıları Yazdır E-Posta

Arafta, cennete doğru yürümeden önce, bulutlardan bir ihrama bürünmüştü...
Sisli beyazlıkların zamansızlığa yayılan boşluğunda, Işığı çok uzaklardan seçiliyordu...
Yüksekçe bir tepede, kırgınlığını hiç dışa vurmadan, biraz buruk ve umutla gülümseyen bakışlarıyla öylece susuyordu!
Dört bir yanında daha önce sonsuza karışanlar, gençler, öğrencileri vardı...
Bir düştü bu!

Sanki plonje çekim yapan bir kamera gibi, aşağıdaki kalabalığı yukarıdan usulca yaklaşarak görüyordum.
Yaklaştıkça, suskun insanların düşünce hızıyla konuştuklarını, gençlerin Prof.Dr. Ahmet Taner Kışlalı ile sürdürdükleri derin ve aydınlık söyleşiyi duyumsadım...
Kayıt akıyordu;

 - Atatürkçülük nedir? Kemalizm denilince ne anlamalıyız?

 - Atatürkçülük ya da Kemalizm, Atatürk'ün son zamanlarında yaptıklarının bek çiliği değil. Son zamanlarda yaptıklarının toplamı da değil. Biz Kemalizm dediğimiz zaman, Atatürk'ün 6 ilkede çevresini çizdiği, bu ilkelerin ışığı altında, değişen koşulların, bilimin ve aklın ışığında en ileri çözümleri üretmeyi anlıyoruz. Özetle ifade etmek gerekirse, Kemalizm geçmişin bekçiliği değildir, bir anlamda geleceğin öncülüğüdür.

 - Ülkemizde Atatürkçülük adı altında birbirine zıt görüşler var. Birçok kesim Atatürkçülüğe sahip çıkıyor. Sizce bunun nedenleri nelerdir?
 
 - Şimdi, herkes o güçten yararlanmak ister. Tabii burada önemli olan temel bir ayraç var. Atatürk'ü sevmek başka, Kemalizmi benimsemek başka. Biz bu açıdan bakarsak Türkiye'deki siyasal akımları üçe ayırabiliriz. Birinci kesimde Atatürk'e evet, Kemalizme hayır diyenler var. İkinci kesimde Atatürk'e ve Kemalizme hayır diyenler var. Üçüncü kesimde ise Atatürk'ün ve Kemalizmin bir bütün olduğunu kabul edenler var. Şimdi, birinci kesim Türkiye'nin son yarım yüzyılına damgasını vurmuştur. 1950'den bu yana Demokrat Parti'den bu yana, bazı dönemler dışında Atatürk'ü neredeyse putlaştıran, büyük saygı gösteren, fakat Kemalizmin hemen hemen tüm ilkelerine şu ya da bu şekilde karşı olan iktidarlar gelip geçmiştir. Ve bunlar son yarım yüzyıla damgasını vurmuştur.

Başka şekilde ifade etmek gerekirse bugünün Türkiye'sinde karşı karşıya kalınan sorunların temeli budur. Yani Atatürk'ü neredeyse utlaştıran -ki bu da çok yanlış-ama öte yandan Atatürk'ün yapıtı olarak kabul edeceğimiz Kemalizmi dışlayan bir Türkiye'yi bu noktaya getirmiştir. Yani bu noktaya gelişte ne Atatürk'e ne Kemalim'e hayır diyenlerin bir rolü var ne de Atatürk'ü ve Kemalizmi bir bütün olarak kabul edip bunu yaşama geçirmeyi arzu edenlerin bir rolü var. 12 Eylül dahil, Menderes'ten Özal'a, Demirel'e uzanan çizgi tamamen Atatürk'e saygı ve sevgiyi içeren, fakat Kemalizmi dışlayan bir çizgidir. Bu kafaları karıştırmıştır. Özellikle 12 Eylül döneminde Atatürkçülük adına Atatürk'e ihanet edilmiştir yani diğerlerinin miras hakkına dokunulamazken Atatürk'ün vasiyeti ve miras hakkı çiğnenmiştir. Atatürk'ün kurduğu kurumlar birer birer kapatılmıştır. Bu ayraç çok önemli. Şimdi, ben Atatürkçüyüm diyen herkesi Atatürkçü sayamazsınız. Ben doktorum diyen herkese doktor muamelesi yapılıyor mu? Ben ressamım diyen herkese ressam muamelesi yapılıyor mu? Onun için insanların söylediklerine değil, neler yaptıklarına bakarak bir ayrıma ve sınıflandırmaya tabi tutarsak tahmin ediyorum ki yanılmayız.

 - Günümüzde Kemalizmi tehdit eden en önemli unsur sizce nedir?

 - Bir defa cumhuriyetin başından beri, Kemalist devrimden bu yana, karşı devrimci çizgi var. Bu son derece doğaldır. Tarihe bakıldığında nerede bir devrim olursa orada karşı devrimci güçlere rastlarsınız. Çünkü devrim birçok kişinin çıkarlarına ve alışkanlıklarına ters düşer. Ve bunlar devrimi yıpratmak, devrimin kazanımlarını bir yerde çürütmek için çaba harcarlar. Bu tehdit nereden geliyor? Üç yerden geliyor. Birincisi Türkiye'ye din devleti kurmak isteyenlerden geliyor. Onların Atatürk ve Kemalizm ile savaşmaları çok doğaldır. Çünkü Atatürk'ün devrimlerini yok etmeden din devleti kuramazlar.

İkinci tehdit, Türkiye'de etnik kökene göre, ayrımcılık yapmak isteyenlerden geliyor. Onların da Atatürk'le ve Kemalizmle savaşmaları doğaldır. Çünkü Türkiye'de Atatürk'ü yıkmadan ırkçı, etnik kökenci bir bölünme gerçekleşemez. Türkiye'nin birliği kolay kolay zedelenemez.

Üçüncü kesimde Türkiye'de kendilerine ikinci cumhuriyetçiler adını veren kesimden geliyor. Onlar da Atatürk'ü yıkmadan gerçek bir demokrasiye, katılımcı bir demokrasiye ulaşılamayacağını öne sürüyorlar. Şimdi, biraz önce de söyledim, birinci ve ikinci kesimin Atatürk'e saldırmaları doğaldır. Ama bu kesim daha çağdaşlaşma adına, daha demokratikleşme adına Atatürk'ü yıkmak isterken ya cehaletten, ya gafletten, ya aymazlıktan ya da ihanetten yola çıkıyor. Çünkü bu tutarsız. Türkiye'de Atatür'ü yıkarak çağa daha yaklaşacağını öne sürmek, dediğim gibi ya cehaletten, ya gafletten yada ihanetten kaynaklanıyor.

.........

Konuşmalar, ortak inançların paydasında tohumlanan görkemli bir huzurla sürüyordu... O güzel insanı ve düşüncelerini yok ettiklerini zanneden karanlık ellerin, Kemalim bilincini biraz daha ateşlemekten öte bir marifet beceremediklerini hissetmeleri(!) için, gizli bir muhabir gibi duyargalarım açık, sessizce dinliyorum;

 - Türkiye'de laiklik konusunda tartışmalar had safhada. Atatürk'ün laiklik anlayışı nedir? Nasıl uygulanmalıdır?

 - Laikliğin amacı nedir, önce bunu saptamak gerekir ki, Türkiye'deki durumu ona göre değerlendirelim. Laikliğin iki amacı var. Birincisi, farklı inançlardaki toplum kesimlerinin barış içine yan yana yaşayabilmelerini sağlamak. İkincisi, değişen koşullara aklın ve bilimin ışığında çözüm arama kapısını açık tutmak. Görüyorsunuz Hıristiyan dünyası bin yıllık bir karanlık dönem yaşamış. Bunun içerisinde çok kanlı mezhep savaşları var. Din adına yapılan baskılar var. Onun bir sonucu kendisini zorlamış laiklik. Aynısı bizim için de geçerli. Dinsel nedenlerle çıkan kavgaların acılarını biz daha çok yakınlarda yaşadık. Benim inde bulunduğum hükümet döneminde işte bir Maraş katliamı, bir Çorum olayını yaşadık. Demek ki bu bizim için de geçerli. İkincisi de din adına yapılan baskılarla çağdaşlaşmanın engellenmesine önlemek. Şimdi bu amaçlara yönelirken her toplumun kendi koşulları içerisinde çözümler ürettiğini görüyoruz. (*)
(....)

  ***

Rüya bu ya!
Gerisin geri uzaklaşmaya başladım tekrar...
Beynimdeki yankılar fısıltıya dönüp yokoldu.
Boşlukta söyleşen melekleri kuşbakışı seyretmek tarifsiz bir duygu!
Yükseldikçe, bulutsu tepelerde daha bir sürü katledilmiş ışılar gördüm.

Sabaha karşı uyandım...
Türkiye semalarındaki simsiyah yağmur bulutlarının biraz yukarısında bekleyen çatır çatır güneşi, giderken ve dönerken içinden geçtiğim -bizim olan- sabah kıpırtılarını anımsıyorum şimdi.
   
     Işık ve sevgiyle 
     İlhan İREM

 (*): Sorular ve yanıtlar, Prof.Dr. Ahmet Taner Kışlalı ile ölümünden 10 gün önce Başak-Ekonomi dergisince yapılan söyleşiden alınmıştır.

< Önceki   Sonraki >

    Sayfa Basi
Yazıların hakları yazarlara aittir. Lütfen kendilerinden izin almadan yayınlamayınız
Ruhun özü Krizalit içinde saklı. Yıldız tozları, yeniden doğuşun işareti. Bir kelebek, reankarnasyon sancılarında ağulu yeşil çocukluk pembesi Sarı hüznü yılların düşsel uçuşlarda... Haberci Güvercin İnsan bedeninde kanatları hiiiç yok olmadan Melek şekline büründü ruh Basubadelmevt! Ruhun Yükselişi Seni Seviyorum Kelebek ömrü kadar sonsuz. Başka hayatlarda yitirip, Farklı boyutlarda bulduğumuz birileri. Ruhun Yükselişi! Seni Seviyorum