Ana Sayfa arrow İlhan İrem arrow Öteden arrow Yağmur Kuşları Yazı Boyutu: + | -

 

 

Ana Sayfa
Kanat Sesleri
Yolculuklar
Makaleler
Araştırmalar
İÇ'ten
Sonsuzluk Notaları
Yönsüz Akışlar
İlhan İrem Forum
.....:: BİRileri ::.....
İlhan İrem
Halil Cibran
Krishnamurti
Mevlana
Osho
Yunus Emre
........................
Haber ve Duyurular
Kanat Sesleri'nde
Duvar Kağıtları
Bilgi İsteği
Dinle'nce
Linkler
Arama
İletişim
Mesajlar
Gelen Kutusu

Yeni mesajınız yok.

Kullanıcı adı

Parola

Beni hatırla
Parolanızı mı Unuttunuz?
Hesabınız yoksa,
oluşturabilirsiniz

 

 

.....
 
Yağmur Kuşları Yazdır E-Posta
Ekleyen Kanat Sesleri   

Bu yağmur...
Pus...
Kasım ayının en güzel tarafı kuşların geri gelmesi herhalde!
İlkyazda havalar ısınmaya başladı mıydı, sokağa dökülen okul kaçakları gibi oyun oynaş peşindedirler...
Öyle toplu halde kuytulara sığınmazlar pek....
Bahar boyunca her sabah ekmek kırıkları atıp bahçeye, boşuna bekledim.
Güz geldi...
İlk yağmurlarla da tınmadılar...
Kasım sonlarında birgün ve ilk defa zemheri yokluyor ortalığı...
Bakkalın çırağının merdiven boşluğunda buharlı tren gibi solumasından, mora kesmiş küçük ellerinden belli !

Verandaya çıktım...
Denizin üstü kül rengi bir sedef kaplı.
Sardunya saksılarını geriye, duvarın dibine alayım ki donmasınlar.
Sakızlar hala pembe, kırmızı ve çok neşeliler!..
Serçeleri, bülbülleri, sığırcıkları o an gördüm!
Benim küçük menfaatperestler, incirin, eriğin, akağacın, salkım kirazın kurumuş dallarında ekmek bekleşiyorlar...
Tombul Yanak'ta bir taraftan ayaklarıma dolanırken, bir yandan miyavlamaya benzeyen garip seslerle dişlerini takırdatıyor, kuşlara halledip!
Karıncanın ağustos böceğine yaptığını yapmıyorum kuşlarıma.
Sonbahar-kış sezonunun ilk kahvaltısını yapıyorlar afiyetle...

Ağustos böceği ve karınca masalını sever misiniz?
Ben nefret ederim!
Ömrümü ağustos böceği gibi geçirdiğimden olsa gerek...
Yaz boyunca şarkılarını dinlediği ağustos böceğine, kış gelince bir avuç darı vermeyen hain karıncayı hiç mi hiç anlamam ve hiç affetmem çocukluğumdan beri...
Daha üç yaşındayken, anneannem bu masalı anlatıp bitirdikten sonra, yuvarlak tel çerçeveli gözlüklerini burnuna düşürüp; "İşte böyle! Her zaman geleceği düşünüp ihtiyatlı olmak lazım..." gibisinden bir şeyler söyleyince, "niye" demiştim... Karınca baharın, yazın güzelliğini hiç göremeden boyuna çalışmış, yuvasına mal yığmış durmadan..."
Gerçekten de öyle...
İnsan bu güzelim hayatı, istifler peşinde, sanatsız ve duygusuz, bilmem kaç metrekarelik izbelerde çürüttükten sonra...
Geriye öğünmek için, maldan mülkten, markalardan, parayla sağlanmaya çalışılan sanal saygılardan öte pek bir şey kalmaz!

Bu çingene ruhumu, gözü kararmış hırslarla beyhude geçen hayatlara yeğ tuttum hep... 

Hiçbir şeye, hiçbir yere, yerinde sayanlara saplanıp kalmadan, avare gönlümün rüzgarında, cıvıltısı hiç susmayan  yağmur kuşları gibi kendi yalnızlığımda sonsuzluklara kanatlandım, hep taze ve hiç yorulmayan umutlarla....

Bana sorarsanız, küçücük beyinlere öğretilenlerin aksine;
Hayatını şarkı söyleyerek, dansederek geçiren ağustos böcekleri, büyük olasılıkla çocuklarına, torunlarına miras olacak mallar mülkler için ömür tüketen karıncalardan her zaman daha mutlu, daha güçlüdürler!.. 
Güç nedir?
Tanrıyı düşünün!
Tanrıdan daha büyük bir güç var mı?

Sonsuz kainatlarda her an milyarlarca güneşler, yıldızlar, gezegenler, galaksiler, sistemler, tekrar tekrar doğuyor, ölüyor, doğuyor...

Bir noktanın aciz çekimine bağlanıp kalmadan, umutlarını yitirmeden ve hiç korkmadan yarınlardan...
Defalarca yapmak, yoketmek...
Yeniden yapmak...
Yeniden yıkmak...
Hep yenilemek...
"Tanrısal güç budur..."

         ***

Yapıtlarımda nice kristal saraylar kurdum.
Çok kısa bir süre seyrettikten sonra, büyük bir keyifle yıktım!
Tuz buz ettim onları...
İnsanların anılarında yaşattıkları o güzelim sarayları ben kurdum.
Ve kuyruğuna tapan tavus kuşları gibi saplanıp kalmadım güzelliklerine...
Saraylarımın içine sığınmadım hiç!
Daha güzellerini yapabilmek için yıktım onları...
Her defasında yeniden doğan çocuklar gibi, yeniden çıkılan maceralarda yenileniyorum durmaksızın!
Siz yıktıkça başka boyutlarda yücelir saraylarınız!
Ölümü, hayatı, hiçliği ve varlığı, anlaşılmaz bir yenilenme döngüsüyle birbirinin içine tohumlayan insanlara verdiği ilahi gücü bütün zerrelerimde hissediyorum!
Bu yüzden tanrısıyım kendi kainatlarımın...

Canımın çektiği zamanlarda aldığım keskin virajlar...
Korkusuzluğum, fütursuzluğum...
Gidişim, hep gidişim
Med-cezir denizleri gibi uzaklaşmak... Uzaklaşmak...
Sonra zamanı gelince tekrar...

Bütün bu sıra dışı devinimlerin en büyük sırdaşı yalnızlıktır...
"Yalnızlık" bir başka yazının konusu.

Bu yokoluş ve varoluş kelamlarını en basitinden algılamak için;
Pencereden  görünen bir ağacı göze kestirip, onun baharlarını, çiçeklerini...
Hiç ölmeyecekmişcesine yeşerip meyva vermesini, bir daha hiç doğmayacak gibi kuruyuşunu ve yeniden tomurcuklanmasını seyretmeli dört mevsim...

Hayat sürekli yenilenmektir.
Siz yenilenmekten korkmaz, kısır döngülere kapanıp kalmazsanız, parçası olduğunuz doğa, en güzel çiçeklerle düşlerinizi taşır size...
Her bahar yeniden tomurcuklanıp, her yaz meyvalar sunan ağaçlardan daha aciz olmadığınızı anımsayın yeter!

(24.Kasım.1999/Yeniköy/İstanbul)

                                                        Işık ve sevgiyle ...

                                                                  İlhan İREM


< Önceki   Sonraki >

    Sayfa Basi
Yazıların hakları yazarlara aittir. Lütfen kendilerinden izin almadan yayınlamayınız
Ruhun özü Krizalit içinde saklı. Yıldız tozları, yeniden doğuşun işareti. Bir kelebek, reankarnasyon sancılarında ağulu yeşil çocukluk pembesi Sarı hüznü yılların düşsel uçuşlarda... Haberci Güvercin İnsan bedeninde kanatları hiiiç yok olmadan Melek şekline büründü ruh Basubadelmevt! Ruhun Yükselişi Seni Seviyorum Kelebek ömrü kadar sonsuz. Başka hayatlarda yitirip, Farklı boyutlarda bulduğumuz birileri. Ruhun Yükselişi! Seni Seviyorum