Kıyamet habercisi bir meleğin ismini taşıyor gölgesi; küçük bir çocuk gözlerinde korkunun izleri yok oysa...
ilerlediğim patikanın üzerine vuran dalgaların izleri kalmadı kayaların üzerinde... kapılar açıldı önümde parlak taşlarla süslenmiş ihtişamlı, çamura bulanmış ürkütücü kapılar, ardarda birini aralarken diğerinin ışıklar süzülüyor dökülen gövdesinden... kapıları aralıyorum ardarda yüzler ve sesler yükseliyor aydınlıklarından, karanlıklarından...
boğazımda bileklerimde beni tutan zincirler gösteriyor bazı aynalar her yanımda aynalar, gözlerim morarmış yaşlanmış gözlerim kayboluyor, ve dudaklarım kıpırdamıyor çığlıklarımı saklıyorlar aynalar yanlızca zincirler gülümseyen bir palyaco yüzüm aynalar kırılıyorlar oysa, rüzgara ve denize karışıyor parçaları, tozları kayboluyor...
görüntülerinin kaldığı belleğim siliniyor... onlarla kayboluyor birisi kaçıyor içimden çığlıklarıyla...
ve sesleri uzaklaşıyor artık melodiler geliyor uzaklardan dalga sesleri geliyor, çığlıklar diniyor bazen ansızın en karanlıklarda bir çığlık denizin içinden gelen! şimdi hep akşam üstü yolum acımasız karanlıklardan uzak...
bir izin peşindeyim biliyorum izlediğim biri var önümde durmaksızın değişen renklerini pelerinin esintilerini hissediyorum tenimde dokunuşlarını ürkerek ve inatla peşinde savruluyorum
bir kapı aralanıyor toprağın altında ağlayan yüzler her birini tanıyorum bakışlarını seslerini tanıyorum yabancı yüzlerin her birini tanıyorum üzerlerine basıp geçemeyecek kadar tanıyorum her birini bir sonraki kapı aralanıyor uzakta uzaklık kavramını yitiriyor aralanan kapıdan gelen esinti gittikçe azalıyor bu en deli sevişmelerimizden daha şehvetli dokunuş göğsünde duyduğum huzurun dinginliğinden daha durgun bir adım yalnızca bir adım o en tanıdık yabancının üzerinden geçmek için tek bir adım....... kin var her birinin gözlerinde bulanık bir su birikintisi kaplarken üzerlerini nefretli bakışları dinmiyor bir an bile ayrılmıyor bakışları yüzümden... bu bulanık su tüm yüzeyi kaplayacak birazdan bakışları bulanacak kaybolmayacak oysa bir an yok olsalar ? eşiğin üzerine ulaşıyor suyun boyu, çıplak ayaklarıma ilk kez bakıyorum tüm o yollardan sonra ılık suyun bunaltıcı ağılığını hissediyorum suda kaybolmuş olmalı yüzleri....
içimde o titrek ses yine; "cesur muyum suya eğilip bakabilecek kadar cesur muyum?" diğer kapıyı kapatacak oysa bu su "geçemeyecek ve o yüzlerden biri olacaksın" diyor bir başka ses... bir an içimde çırpınıyor esintinin sunduğu aşk başka bir yerde açmak üzere kapıyorum gözlerimi su ısınıyor ardından parmaklarımın içinde gezinen karanlıklar bu bulanık su
suya eğiliyorum saçlarım saçlarımda çiçekler var mor ve turuncu çiçekler ellerimdeki çamurlara üzerime bulaşan bakışlara bulanık suya aldırmadan renklerini sunuyorlar... uzanıp alıyorum bir tanesini saçlarımın arasından elimde olduğunu hissettiren yalnızca rengi suyun derinlerinde gözlerini görüyorum yeniden elimde ki çiçeği uzatıyorum nefretin şaşkınlığa ve şaşkınlığın yok oluşa dönüştüğünü izliyorum ardarda... gözlerimi kapatıyorum tüm yüzlerle birlikte ve diğer kapının eşiğindeyim şimdi...
aralanan kapıdan içeri girerken ardımda ninliler duyuyorum ve tüm yüzleri kapalı gözleriyle anımsıyorum şimdi..
Soğuk bir yer burası, karın keskin soluğu sarıyor her yanımı küçük kesikler karın aydınlığından uzak akşam üstüne doğru bir yağmurun bulutları her yanımda bir başka kapı daha olmalı tüm yollarboyunca kapılar kapılar bir başka kapı olmalı...
bu ses tek bir nota sonra bir diğeri bir müzik başlıyor uzakta.......
Efsun_i |