Sonra kentteki yargıçlardan biri öne çıktı ve söz alarak, "Bize Suç ve Ceza'dan söz et" dedi. Ve El Mustafa yanıtladı: Sonra kentteki yargıçlardan biri öne çıktı ve söz alarak, "Bize Suç ve Ceza'dan söz et" dedi. Ve El Mustafa yanıtladı: Ruhunuzun rüzgarın önüne katılıp gittiği zamandır ki, Yalnız ve bekçisiz kalarak, bir başkasına, dolayısıyla da kendinize karşı bir hata işlersiniz. Ve işlenen bu hata nedeniyledir ki, kutsallığın kapısını çalmak ve bir süre önemsenmeden beklemek zorundasınız.
Sizin tanrısal - benliğiniz, tıpkı bir okyanus gibi, hiçbir zaman kirletilemez. Ve tıpkı yaşamın-gücü gibi, ancak kanatları olanları yüceltir. Tanrısal-benliğiniz hatta bir güneşe bile benzetilebilir; O güneş ki ne köstebeğin dolambaçlı yollarını bilir, ne de yılanın deliğini arar. Ama sizin tanrısal-benliğiniz içinizde tek başına oturuyor değildir. Aranızdan çoğu içleri sıra insanlaşmışsa da, bir çoğu henüz insanlaşabilmiş değildir, Bu gibiler, sisler arasında amaçsızca dolaşarak uyanışını arayan biçimsiz vücutlu bir cüceye benzerler.
Bense şimdi içinizdeki insandan söz edeceğim. Çünkü suçu ve suçun cezasını bilen, içinizdeki tanrısal benliğiniz ya da sisler içinde dolaşan cüce değil, O'dur. Nice kez, hata işleyen biri hakkında, sanki o sizlerden biri değilmis de bir yabancı ve dünyanıza başka yerlerden gelme birisiymiş gibi konuştuğunuzu duymuşumdur.
Oysa ben diyorum ki: Nasıl ki en kutlu ve en doğru bile sizlerin her birinin içindeki Yücelik'ten daha yüce değilse, En kötü ve en alçak da yine her birinizin içindeki o Alçaklık'tan daha alçağa erişemez. Nasıl ki bir yaprak, tüm ağacın sessiz bilgisi olmadan sararamazsa, Hata işleyen de sizlerin tümünün gizli isteği ve onayı olmadan hata işleyemez.
Tıpkı bir sürecin kendi başına işleyişi gibi, sizler de hep birlikte tanrısal-benliğinize doğru ilerliyorsunuz. Bu ilerleyiş de, yol da, yolcu da sizlersiniz. Aranızdan biri tökezler de düşerse, arkasından gelenler için düşmüş demektir; onun ayağına takılan taş arkasındakilere uyarı olmalıdır. Aynı şekilde, düşen, önde sağlam ve hızlı adımlarla yürüyenler için de düşmüş demektir; çünkü onlar geçip giderlerken taşı bir kenara itmemişlerdir. Belki yüreğinize ağırlık verecek ama, şunları da söyleyeceğim: Öldürülen, kendi ölümünden dolayı sorumsuz değildir. Ve soyulan, soyguna uğradığı için suçsuz değildir. Doğru olan, kötülerin yapıp ettiklerine bakılarak masum sayılamaz. Zalim zulmünü işletirken, Ak ellilerin elleri temiz olmaz. Evet, suçu işleyen kimse, çoğu kez, yaraladığının kurbanıdır. Dahası; mahkum kılınmış olan, suçsuz ve günahsızların yük taşıyıcısıdır.
Haklıyı haksızdan, iyiyi kötüden ayırt edemezsiniz; Çünkü nasıl ki ak ve kara iplikler birlikte dokunuyorsa, onlar da aynı şekilde güneşin yüzüne karşı öylece yan yana duruyorlar. Üstelik, kara iplik koparsa, dokumacı salt elindeki kumaşa değil, tezgahına da bakar.
Eğer aranızdan biri çıkar da ihanet etti diye bir zevceyi yargılanmak üzere ortaya getirirse, O kadının kocasının kalbi de teraziye konsun ve ruhu ölçeklerle ölçülsün. Suçluyu tokatlayacak olan kimse, suçun işlenmesine neden olan kimsenin de yüreğine baksın. Aranızdan biri çıkıp ta hak saydığı için kötü bir ağaca baltasını indirmeye kalkarsa, ilkin köklerine de bir gözatsın. Çünkü orada, toprağın sessiz yüreciği içinde, iyi ve kötü, bereketli ve bereketsiz köklerin bir arada sarmaş dolaş bulunduklarını görecektir.
Ve ey siz, doğruluktan yana olması gereken yargıçlar, Dış görünüsüyle dürüst, fakat ruhen hırsız biri için nasıl bir ceza düşünürsünüz? Gövdesi ile katil, ruhuyla kurban olan biri için hangi cezayı uygun görürsünüz? Olay sırasında hain ve saldırgan davranmış olan, bir o kadar da incitilmiş ve öfkelendirilmiş olan birini nasıl sorguya çekersiniz?
Sonra, çektiği pişmanlık yaptığı hatalardan kat be kat yüksek olanları nasıl cezalandırırsınız? Hem, pişmanlığı tattırmak sizlerin hizmet edebilmeye uğraştığınız kanunun öngördüğü Adalet'in hedefi değil mi? Buna rağmen, sizler, ne masumların yüreklerine pişmanlık sokabilecek, ne de suçluların yüreğindeki pişmanlığı söküp atabilecek durumdasınız. Gece oldu mu, pişmanlık çağrılmadan çıkagelir ve insanlar derin uykularından uyanıp kendilerine baksınlar ister.
Ve ey, adaleti tanıması gereken sizler, yapılan işlere tüm aydınlık altında bakamadıkça, onları anlayabilir misiniz? Ayakta dimdik duranla, yere düşmüş olanın, cüce-benliğinizin gecesiyle tanrısal-benliğinizin gündüzü arasındaki alacakaranlıkta bekleyen aynı adam olduğunu bilmenizden sonradır ki, Tapınaktaki köşe taşının, yapının temelindeki en alt taştan daha yüce olmadığını ancak anlayabilirsiniz. Ermiş / Halil Cibran
|