 |
|
|
|
Mesajlar |
 |
Gelen Kutusu |
|
Yeni mesajınız yok.
| |
|
|
| |

 |
|
 |
 |
 Öteye doğru yolculuklar... bizden sonsuza yansıyanlar... yüreklerimizden akan coşkun-dingin ışıltılı sular, birleşsin diye, evrenle…
"Sevgi kıpırtılı dokunuşlar... Bireysel sancılardan öte... Geleceğe dair hissedişler !.."
İlk damla ve coşkun çağlayanlar… Derinlerinden yansıyan renklerin ve evrenin ışığıyla aydınlanan nehirler.. Sonsuz kaynağından sonsuzluğa doğru akan! Coşkun… dingin… sonsuz… Beklemeksizin anlaşılmayı...
|
|
17 Ağustos 2008 |
İstiridye kabukları kumsalda olurdu... Gecenin en derin uykusunda, ruhlarından ayrılmış bedenlerin arasında ne işi vardı bunların?.. Bugün... İstiridye kabukları duvarlarda bekliyor... Örtmek için bedenleri... Derin uykuda insanlar!..
Ufuk Agun (17.08.2008)
|
|
|
18 Ağustos 2007 |
Kana kızaran gökyüzü, sarmaş dolaş geceyle... Parmaklar dokunuverirken yıldızlara... Taş duvarlar sarmaladı bedenini Yaşı yoktu henüz!.. Gözyaşı karıştı toza... Çamur! Pembe yanaklardan akan!.. Nefesi yetmiyor ki kara toprağı kaldırmaya, Sekiz mumu söndürebilsin bugün... Ufuk Agun (17.08.2007)
|
|
|
05 Mayıs 2007 |
Ben verileni değil Verileni vereni sevdim Girip rüyalarıma seni Benim gözlerimden göreni sevdim.
Ben parayı pulu değil Güzel görünen kulu sevdim Sevdiğim gönüldü benim Sanma bakireyi dulu sevdim.
Bil ki ben seni değil, Senden bana bakanı sevdim Gül görünüp bülbüle, Bülbülün yüreğini yakanı sevdim.
Halim KÖK |
|
|
05 Mayıs 2007 |
Gün olur dünya bir el kadardır, Gün olur bir elde dünyalar vardır.
Gün olur bir hiçsin şu yeryüzünde, Gün olur dünyalar edersin yarin gözünde.
Halim KÖK |
|
|
19 Ağustos 2006 |
"Neden?" diye sordu çocuk, gözlerinde masum bakışlar... Yutkundu anne, boğazındaki düğümü açabileceği sanısıyla...
Göklerden melekler inmişti saf saf, Bir, iki, beş, on değil on binlerce...
Acı büyütüyordu insanı, çıplak ayak... avare... Unutkan bir toplumu ise büyütemedi!..
"Neden?" diye sordu çocuk... Avuçlarını açtı, anneden düşen inci tanelerine...
Işık ve Sevgiyle... (17.08.2006) |
|
|
03 Aralık 2005 |
Gözlere takılı aklım, epey zamandır. Dışa bakan gözlere. Dışta olan biten, değişen yiten ne varsa… görebilen gözlere. |
|
Devamı...
|
|
|
20 Eylül 2005 |
“masumiyet, ilk-öncesi’dir.”
ilk ve tek bir lekeyi kabul etmez masumiyet. çabucak renklenir beyaz, ilk ışığın kırılışı misali, tıpkı, tek’den çeşit çeşit varoluşumuz gibi. nasıl ki ilk-önce’si yoktur varlık için, yoktur pür-i pak masumiyet, yoktur, düşsel öykünmelerden gayrı. ama özlemi bile bir güçtür özleyene, bir pusula, arınmaya ayarlı, dayanır, nice akıl-çelen’in çekimine.
|
|
Devamı...
|
|
|
19 Eylül 2005 |
Gözler, gözlerim. Sonsuz yolculuğumun giriş kapısı.
Zaman zaman derinliklerinde kaybolduğum, keşfe değer bir dağı tam
tanımladığımı zannettiğimde arkasında bir daha, bir daha dağların
oluştuğu, belki de tüm serüvende Kaf Dağına ulaşıp arkasını görebilme
umudu taşıdığım seyr-ü sefer hali. |
|
Devamı...
|
|
|
19 Eylül 2005 |
Kozayı çatlatabildiğimizde,
Dışarı sızan o ışık.
Kozayı parçaladığımızda ise,
Özgürlüğün sonsuz dansı, bütünün ahengiyle! |
|
Devamı...
|
|
|
13 Eylül 2005 |
“güçlü bir dalga siler kumsaldaki bütün izleri ve yerle bir eder kumdan kaleleri.”
|
|
Devamı...
|
|
|
13 Eylül 2005 |
Ölmeden ölümü yaşadığım,
Duyuramadığım çığlığım,
Koca bir denizde,
Bedenim kadar sandalım.
Yalnızlığım. |
|
|
04 Eylül 2005 |
“insanın en ortak hüznü olmalı yalnızlık...”
|
|
Devamı...
|
|
| << İlk < Önceki 1 2 3 4 5 Sonraki > Son >>
| | Sonuç 1 - 12 Toplam: 59 |
|
 |
 |
 |
 |
|
 |
|
|